Güç ve Saygı

Son zamanlarda konusu ile iş dünyasını, liderlik stratejilerini ve kariyer yolunu anlatan en iyi dizilerden birinin Kuş Uçuşu dizisi olduğunu düşünüyorum. Ben kuşaklar çatışmasına girmeden temel liderlik prensiplerini dikkate alarak görüşlerimi yazacağım. 

Eğitim hayatımız bitince hepimiz iş hayatına çeşitli sınavlar ve görüşmelerle başlıyoruz. Bu süreç sırasında işe girebilmek için en yakın arkadaşlarımızla rekabet etmek durumunda bile kalabiliyor ve hatta en yakın arkadaşımızla aynı işe girdiğimizde zaman içinde farklı kariyer yollarına sapıyoruz. Yöneticilik basamaklarına yaklaştıkça yukarı doğru alan daraldığı için rekabette artıyor. En yakın arkadaşımızın yöneticisi olduğumuzda ise arkadaşlık ilişkimizi korumak çok emek istiyor.

Hem yönetici, hem arkadaş olmak her insan için zor ama özellikle kadınlar için daha da zor. Çünkü bir de eş ve çocuklar ekleniyor. Tepede kalmak tepeye çıkmaktan daha zor. Bezen insan en tepede aşağıya bakamıyor ya da bakacak vakti olmuyor. 

Liderlik ile yöneticilik eğitimlerime neden lider ya da yönetici olmak istiyorsunuz sorusuyla başlarım. Bu soruya genellikle güç ve saygı için yanıtını alırım. Birçok katılımcı köşe ofise geçtiğinde veya yönetici koltuğuna oturduğunda güç ve saygıya sahip olacağını düşünür. Her eğitimde bu sorudan sonra verdiğim ilk yanıt, güç ve saygı verilmez alınır olur. Hatta saygı güç elden gittiğinde geride kalan ve nasıl hatırlandığındır.

Bu dizi güç ve saygı konusunda çok güzel bir örnek. George Sennett Saygı isimli kitabında yeteneğe dair kariyer olgusunun ilk olarak 17. Yüzyılın ortalarında gündeme geldiğinden bahsediyor. Bu görüşünü Ortaçağ’dan günümüze ulaşan lonca kayıtlarını incelediğinde  fırıncı ve dokumacıların sahip oldukları bireysel yeteneklerle çevrelerinden saygı kazandıklarına dair gördüğü belgelere dayandırıyor.

18.yüzyıl başlarında “Virtüöz” sözlüğü, çeşitli ilgi alanlarıyla amatörce ve eşit düzeyde ilgilenenler için kullanılırken 19.yüzyılda virtüöz kelimesi sahnede uzmanlaşma becerisi sergileyen kişi için kullanılmaya başlamış. Böylece virtüöz ünvanına sahip olmak bir ayrıcalık ve üstün bir zekanın belirtisi haline gelmiş. İş dünyasında da bu görüşü yaygın hale gelmeye başlayınca virtüözlük liderlik yaklaşımlarının belirleyici özelliklerinden bir olmuş. O nedenle “Bir şirketi virtüoz gibi yönetiyor” ya da “İşini virtüöz gibi yapıyor” denildiğinde, son dokunuşlarla işini mükemmel yapan ve ahenk içinde çalışan bir lider ya da bir kişi aklımıza geliyor.

Tarihsel anlamda baktığımızda ben yöneticilik ve liderlik ilişkisini zanaatkar ile ustalık arasındaki ilişkiye benzetiyorum. Zanaatkar bir şeyi iyi yapma kapasitesidir. Ustalık ise bir şeyin nasıl iyi yapıldığını diğerlerine göstermekle ilgilidir. Yönetici işini iyi yaptığı için saygı görür. Bir lider ise hem işini iyi yapmak ve yaptığı işi başkalarına öğrettiği ölçüde hem saygı hem de güç sahibi olur ve bilgeliğe ulaşır. Bilgeliğe ulaştıkça egolarından arınır. Bu liderlerin nasıl şirket yönettiğinin örneklerini Jim Collins’in “İyiden Mükemmel Şirkete” kitaplarında görüyoruz. 

Tekrar kuş uçuşuna geri dönersek. En tepeye ya da köşe ofise ulaşmak için yapılanlar ilk etapta başarılı olsa da sürdürülebilir değildir. Lale, Lale olabilmek için uzun süre zanaatkarlık yapmış, iş ve özel hayatını bir virtiöz gibi dengede tutmuş, yıllar içinde ustalık kazanmış ve hem kendi hayatının hem de iş hayatının lideri olmuştur. Bu yetenekleri ve ustalık becerisi ile her zaman yaptığı her işte lider olacaktır.  

Aslı’nın doğal bir hayatta kalma ve başarılı olma güdüsü vardır. Bu güdü ona kısa sürede hedefe ulaşma imkanı vermiştir. Önemli olan hedefte ne kadar kalacağı ya da hedefini bir adım ileriye nasıl taşıyacağıdır.

Her şirketin kendi liderlik ve yetenek haritası vardır. Kısa vadeli başarıya odaklanan şirketler hızla değişecek olan Aslılarla hayatta kalmaya ve hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırlar ve böl yönet stratejisini uygularlar. Yeteneği ve zanaati önemsemez hatta onları Taylorist sistemdeki bir vida olarak görürler. 

19. ve 20. Yüzyılda sanayi devriminde geçerli olan bu yaklaşımın. 21. Yüzyılda başarılı olacağını düşünmüyorum. Artık tek bir lider yok. Zanaatkarlara dönüş dönemindeyiz. Zanaatlarlık yaptıkça bilgelik kazanacak ve ustalaşacağız. Rönesans döneminde olduğu gibi farklı zanaatkarların kendi yeteneklerini keşfederek ve geliştirerek birlikte çalışmayı öğrenmeleri gerekiyor. Aynı Gülden Akdemir’le birlikte Görünmez İpler romanında yazdığımız gibi kedi yorulmadan karnını doyurmak için köşede kuyrukları birbirine bağlı farelerin birbirini yemesini bekliyor.    

Yararlanılan Kaynaklar

George Sennett – Saygı Ayrıntı Yayınları 

No Comments