Büyük Veriye Hızlı ve Yavaş Bakmak

Son yıllarda iş dünyasını etkileyen en önemli kitaplardan biri hangisidir desek, herhalde “Hızlı ve Yavaş Düşünme” kitabı ilk sıralarda yer alır. Ekonometri eğitimimin en güzel yanı benim düşünme yöntemimi öğrenciyken değiştirmesi ve geliştirmesiymiş.

Henüz Excel ve Word ün olmadığı bir dünyada okuduğum için (gerçi yüksek lisans döneminde Lotus 123 vardı) tüm dataları elle toplar ve okuldaki SPSS programına elle girerdik. Uzun saatler tek tek girdiğimiz verilerin birkaç dakika içinde (şimdi saniyeler) bir sürü grafik ve sayı ile çıkması çok hoşuma giderdi. Sonra da bu verilere bir dedektif gibi bakar ve elimizdeki ders notlarında model oluşturmanın ve sonrasında yorumlamanın ip uçlarını arardık.

Sanırım hızlı ve yavaş düşünmeyi aynı anda yapmayı o yıllarda öğrendik. Çünkü önce hata var mı diye sonuca hızlıca bakar, varsa yavaş yavaş geri dönüp tüm girdiğimiz datayı tarar, yoksa büyük bir keyifle modeli yorumlamaya başlardık.  

Bu hafta BluTV de seyrettiğim “The Allegation” dizisi büyük veriye hızlı ve yavaş bakmak üstüne çok güzel bir örnek. Dizi Almanya’da 1990 yıllarında yaşanan bir hukuk skandalına dayandırılmış ve 25 sanıklı 300 gün süren, çocuk istismarına dayalı bir duruşma üzerinden çok önemli bir veri analizi dersi veriyor. 

Dizide genç ve hevesli bir savcı, sonuca ulaşmaya odaklı ve hedefli bir bakış açısıyla veri toplama dönemindeki bütün aşamaları atlıyor ve sosyal medyanında gücünü yanına alarak 25 sanığı da mahkum ettirmeye çalışıyor. Delillere bakarken, delil toplarken ve çocukların ifadesini alırken yönlendirici sorularla doğru sonuca ulaştığını düşünüyor. Dışarıdan gelen her türlü eleştiriyi de dikkate almıyor.

Sanık avukatlarından biri 60’lı yaşlarına yakın, daha eski usul bir savunma avukatı. Sosyal medya hesabı yok. Bir dava dosyasındaki verilere tek bir açıdan değil moda tabiri ile 360 derece bakış açısıyla bakıyor. Tüm dosyaları detaylı olarak inceliyor ve verilerin güvenli olmadığını görüyor. Tabi bu davanın bu kadar uzun sürmesinde diğer avukatlarında suçu var. İşlerini sevmedikleri için dosyalarını detaylı incelemek zahmetinde bile bulunmuyorlar. Savcılığın bütün delillerini incelemeden doğru kabul ediyorlar.

Doğal olarak genç savcı ile orta yaşlı avukat birçok kere karşı karşıya geliyorlar. Gerçek bir olay olduğu için davanın sonucunu tahmin edebilirsiniz.  Onları izlerken kuşaklar arası iletişimin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anladım. Bu zorlu dönemlerde farklı kuşakların birbirlerinden öğrenecekleri çok şey var. 

Bana bu dizi bana veri analizinin önemini bir kere daha hatırlattı. Bir veri kümesine bakarken ben istiyorum diye bakmak yerine bu bana ne söyler diye bakmanın önemini bir kere daha hatırladım. Hızlı düşündüğümüzde kafamızda oluşan fikre inanıyor ve bu düşünceyi bulmak için veriyi analiz ediyoruz. Eğer modeli doğru kurmuşsak ve veriyi de doğru girmişsek hızlı bir şekilde sonuç almak işimizi kolaylaştıracaktır. Bu yöntemi uygulayabiliriz.

Ama geleceğe yönelik bir modelleme yapıyorsak olabildiğince yavaş düşünmeli, akıl yürütmeli ve sorgulayıcı olmalıyız. Hızlı çıkarımlarla sonuca ulaşmak bizi yanıltabilir ve hedefimizden saptırabilir. Sonuç doğru olsa bile başarıya ulaşma şansımız pek olmayacaktır.

İlgi ile takip ettiğim ekonomi yazarların Tim Harford “The Data Detective” kitabında bir veri kümesini analiz etmenin kurallarını hayattan örneklerle anlatır.

Bu kurallar içinde benim en çok sevdiğim 4. Kuralıdır. “Geri çekilin ve manzaranın tadını çıkarın.”

Bazen büyük veriye bakarken bir adım geri çekilip manzaraya bakmak gerekir.

Herkese iyi haftalar.

Kaynaklar:

https://www.blutv.com/diziler/yabanci/the-allegation

No Comments