Cehalet Tutkusu

Bazen açıkça görüneni inkar etmek hayatta kalmanın stratejik bir yoludur.

Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?

Uzun süredir bu soru aklımda. Neyi neden bilmek istemeyiz? Bilmemeyi ve öğrenmemeyi tercih etmek elimizde mi? 

Bu soruların büyük çoğunluğuna Renata Salecl Cehalet Tutkusu kitabında yanıt veriyor. Ben bu yazıda kurumsal cehalet üzerine bahsetmek istedim. Kitapta cehaletin inkar ile olan ilişkisinin Richard Tedlow’un İnkar kitabındaki bir örnek üzerinden anlatılması dikkatimi çekti. Tedlow 2010 yılındaki Meksika körfezindeki petrol sızıntısında sızıntının nedeninin BP’nin derin su sondajı yapmasının neden olduğu ortaya çıktığında şirketin bu sorunla yüzleşmeyi inkar ettiğini belirtiyor. 

Şirketin bu tepkisini de üç nedene bağlıyor.

  1. Şirketin durumun ne kadar vahim olduğunu gerçekten bilmemesi,
  2. Şirketin yönetim kademesinde olmayan çalışanlarının bu durumu bilmesi ama yöneticilerine söylemekten çekinmesi,
  3. Herkesin ne olduğunu bilmesi ve gerçeğe göz yummayı seçmesi

Her üç nedene baktığımızda vahim bir sonuçla karşı karşıyayız. Önce birinciyi inceleyelim. Finansal anlamda risk getiri ilişkisine baktığımızda riskleri sistematik riskler ve sistematik olmayan riskler olarak iki ana bölüme ayırırız. Sistematik riskler tüm piyasayı aynı anda etkileyebilecek risklerdir ve öngörülmesi zordur. Covid-19 pandemisini buna örnek verebiliriz.

Sistematik olmayan riskler ise bir yatırım yapılırken ön görülmesi daha kolay olan ve risk yönetimi teknikleri ile hesaplanabilen risklerdir. Finansal riskler ve yönetim risklerini buna örnek verebiliriz.

Eğer bir şirket başına gelen durumun ne kadar vahim olduğunu bilmiyorsa şirket yönetiminde analitik düşünce sisteminin olmadığını ve bunun olmaması nedeniyle de şirketin her türlü riske açık olduğunu düşünebiliriz.

İkinci neden yani yönetim kademesinde olan çalışanların bilip bu durumu üst yönetime söylememeleri çalışanların burada korku odaklı bir seçme ikilemi yaşadıklarını göstermekte. Diğer bir değişle şirket çalışanları olabilecekleri tahmin ediyorlar ama ya umursamadıklarından ya da korktukları ve kendilerini psikolojik açıdan güvende olan alanda hissetmedikleri için dile getirmiyorlar.

Bu iki neden bir şekilde geliştirilebilir. Şirkette analitik düşünce eksiktir bu tamamlanabilir ya da şirkette var olan korku kültürü yok edildiğinde ve çalışanlar şirkete güven duyduklarında olası riskler daha çok konuşulup önlem alınabilir.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim ise bilinçli cahillik hali. Herkesin bilerek isteyerek ve farkında olarak gerçeğe gözünü kapatması. Cahil olmayı tercih etmesi. Başına bir şey gelmeyeceğini düşünmesi. 

Diğer bir değişle “bana bir şey olmaz”demeyi seçmesi. Ben günümüzde iş dünyasını bekleyen en büyük tehlikenin bilinçli cahillik hali olduğunu düşünüyorum. Merak güdümüzü kaybettiğimiz ve kullanmadığımız zaman bilinçli cahil olmayı tercih ediyoruz demektir. 

Sorunların büyüklüğü karşısında hayatta kalabilmek için bu yolu seçiyor olabiliriz ama şirket yönetimi açısından olabilecek riskleri görmezden gelmek ya da hiçbir şey yapmamayı tercih etmek şirketin yaşamasını imkansız hale getirebiliyor. 

İş hayatında da işimizi gözü kapalı, düşünmeden merak etmeden yaptığımızda yaptığımız işte anlam da bulmamız çok zor. Bundan kurtulmanın bir yolu var mı?

Bence var. O da analitik düşünme becerimizi geliştirmek. İnanın çok zor değil. Yolu insanın kendini tanımasından ve eğitimden geçiyor. 

No Comments