Endogeneity (Dışsallık) ve İş Dünyasındaki Algılarımız

Ekonometri mezunu olunca birçok sosyal kavramı ister istemez ekonometrik kavramlar ile ilişkilendiriyorum. Bu yazıda ekonometri anlatmayacağım ama model kurarken sık sık göz ardı ettiğimiz bir kavramın iş hayatındaki yansımasını anlatmaya çalışacağım.

Ekonometrik bir model kurarken bağımlı değişkeni açıklamak için çok sayıda bağımsız değişken arar, bunları çeşitli testlerle elimine eder ve önem sırasında göre modele ekleriz. Bazen öyle bir değişkene rastlarız ki, o değişken tüm benliğimizi ele geçirir. Gözümüz o değişkenden başkasını görmez. işte o an modeli kuran kişi için bir aydınlanma anıdır. Modeli kuran kişi o büyülü değişkene yapışır ve onu modele eklemek için diğer her şeyi göz ardı eder.  Algısını o değişkene yöneltir. Modelde olması gereken birçok değişkeni elimine eder ve kendi bakış açısıyla bir varsayımda bulunur. Bu duruma dışsallık etkisi diyoruz. Diğer önemli değişkenler dışarda kalır. Dışarıda bırakılan ve hiç dikkate alınmayan değişkenlerin ekonometri literatüründe adı  Omitted Variables olarak geçer. Ben buna göz ardı edilen değişkenler diyorum.

Aslında gelişimi 2010’lu yıllarda başlayan ve pandemi dönemi ile birlikte bütün şirketlerin gündemine oturan dijitalleşme konusu bütün şirketlerin gündeminde. Hemen hemen her şirket dijitalleşme ile ilgili çalışmalar yapıyor, çevik ekipler kuruyor ve kendini geleceğe hazırlamaya çalışıyor. 

Dijitalleşme için veriler toplanıyor ve verimlilik hesabı yapılarak saat, sayıda eğitim aldırılır, sistemine yatırım yapılırsa t zamanında dijital bir şirket olabiliriz diye modeller kuruluyor. Bu modele göre de bütçeler ve zaman planları yapılıyor. Sayısal olarak doğru bir model olmasına rağmen modelde gözle görülebilir sapmalar oluşabiliyor. Çünkü modelin temel taşı olan insan kaynağı, şirketin kültürel sermayesi yer almıyor ve modelde çalışanların öğrenme ve uygulama eşiği göz ardı edilen bir değişken olarak duruyor. 

Kültürel sermaye kavramı Bourdieu ile literatüre giren bir kavram. Tüm sermayelere ( maddi, sosyal çevre ve simgesel sermaye) sahip olsanız bile kültürel sermayeniz yoksa bu üç sermayeden istediğiniz kadar bir fayda sağlayamıyorsunuz. Bu konuda yazdığım yazılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Şirket kültürünü şirketin çalışanları oluşturur. Eğer çalışanların kültürel sermayesini, öğrenme ve öğrendiklerini uygulama eşiğini dikkate almaz, sadece veriye ve modele dayalı bir sistem oluşturursanız dışsallık etkisi ile hareket etmeye başlarsınız. Yarattığınız modeli sizin için doğru açıklayan değişkenlerle dikkate alır ve diğerlerini dışarda bırakırsınız. Modeliniz sayısal olarak doğru sonuç vermekle birlikte istenilen etkiyi yaratmayabilir.

Yapılması gereken çalışanların kişisel eğitim yolculuklarını oluşturmak ve buradaki çıktılarla şirketin kültürel sermayesini yaratmaktır. Böylece göz ardı edilen bireysel kültürel sermaye modele niteliksel bir etki yapar ve kurumun iş zekasını oluşturur. Oluşan iş zekası hedeflenen dijitalleşmeyi kendi kendine gerçekleştirmeye başlar. Çalışanlar kendini bütünün bir parçası olarak gördükleri için kuruma olan bağlılık artar ve kişinin iş hayatında aradığı anlam kendiliğinden ortaya çıkar. İşte bu noktada kollektif bir kültürel sermaye oluşur. 

Bunu yaratmak o kadar zor değil. Şirketi oluşturan verilere dışsallık etkisinden arınarak, bunu görmek istiyorum yaklaşımdan uzaklaşarak ve nasıl görebilirim diye merakla bakmak yeterli.

Herkese iyi haftalar

No Comments