The Billion Dollar Code İzlerken Aklımda Kalanlar

Herkes başarı hikayelerini sever, o hikayeleri kendine örnek alır. Başarısızlık hikayelerinden de kaçar. Oysa asıl gerçek başarısızlık hikayelerinde gizlidir. Geçen hafta Netflix’de The Billion Dolar Code isimli diziyi seyrettim. Dizi Google Earth ve Terra Vision davasına odaklanıyor. Açıkçası seyredene kadar bu davayı duymamıştım. Terra Vision 2014 yılında Google Earth’in kendi kaynak kodlarını kullandığını ve kendisini kopyaladığını söylüyor ve Google’ı dava ediyor.

Dizi bu dava sürecini, 1990’lar ve 2014 yıllarını eş zamanlı olarak işliyor ve izleyenleri 1990’lı yıllara götürüyor.  Duvar yıkılalı iki üç yıl olmuş. Almanya yeni birleşmiş. Berlin kendini bulmaya çalışıyor. Gençler teknolojik devrimi ve internetin geldiğini görürken, o dönem Almanya’daki bürokratlar interneti gelip geçici bir heves olarak görüyorlar. Dizi şu an elimizin altında olan haritalama ve uzaydan yaşadığınız yere bakma programını ilk kez bulan iki gencin üzerinden 20 yıllık bir teknoloji tarihi sunuyor bize.

O yılları yaşayan bir olarak beni çok etkilediğini söyleyebilirim. Özellikle teknoloji ve sanatın nasıl buluştuğunu, neden Berlin’de sanatın bu kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.   İş birliği kültürünün ne demek olduğunu bu diziyi seyredince içselleştiriyorsunuz. Bir heykeltıraşın teknoloji ile neler yapabileceğini görebiliyorsunuz.

Hikayenin doğru olup olmamasına bakmadan kendimce birkaç çıkarım yaptım.

Ne kadar iyi bir fikriniz olursa olsun, o fikri hayata geçirmek için güçlü bir sermayeye ihtiyacınız var. O zaman o sermayeye fikri anlatmadan önce iyi müzakere edilecek ortamı hazırlamak gerekiyor. Bunun için de girişimcilerin önce finans sonra da uluslararası hukuk kurallarını çok iyi bilmesi önem taşıyor. Dizi de benim için en can alıcı bölüm “iki gencin nasıl olsa patentimiz var” düşüncesiyle sahip oldukları bilgiyi en güvendikleri kişi ile paylaştıkları bölümdü. En güvendikleri kişinin onları yüz üstü bıraktığını hatta fikirlerini geliştirip Google Earth’ü oluşturduğunu öğrenince yaşadıkları hüsran hepimize ders olmalı.

Fikir bulmak kadar fikri korumakta önemli.  Patent davası açmaya karar verdiklerinde minimum değerin 10 milyon USD olduğunu öğrendikleri ve kendi tekliflerinin 5 Milyon USD olduğu için dava açamadıkları sahneler de çok etkileyiciydi.Teknoloji dünyası hiçbir şeyi ilk keşfetmiyor. Her keşif ve yenilik bir öncekinin üstüne ekleniyor ve başka bir pencere açıyor. Sadece kendi yaptığınıza odaklanınca diğer gelişmeleri kaçırıyor ve objektif davranamıyorsunuz. Bu nedenle merak etmek çok önemli.

Bir konuyu en iyi ben bilirim tuzağına düşmemek gerek. En iyi bildiğinizi göstermek için en ince detayları veriyor olabilirsiniz. O detaylar projenizin bir başkası tarafından sizden önce yapılmasına neden olabilir. Burada aşırı özgüven devreye girip en iyi ben bilirim diye düşünmek o konu ile ilgili yeni gelişmeleri kaçırmanıza da neden olabilir.

Her ne kadar günümüzde başarı hikayeleri öne çıkarılsa da mümkün olduğu kadar başarısızlık hikayelerini araştırmak gerek. Her başarısızlık hikayesi çok önemli deneyimler barındırır. Önemli olan bu deneyimden öğrenebilmektir.

Eğer siz de diziyi izlediyseniz ve farklı çıkarımlarınız varsa lütfen paylaşın.

Herkese iyi haftalar

Ayşegül Güngör

Comments Disabled