Andy Murray ve Yılmazlık Üzerine

“Hayattaki Anlam Arayışımız” yazımın sonunda bazı sorular sormuştum. Linkten sorulara ulaşabilirsiniz. http://www.kariyeryolum.com/2021/06/21/hayattaki-anlam-arayisimiz/

Okuyucularım ve arkadaşlarım bu soruların zor olduğunu, yanıt vermekte zorlandıklarını söylediler. Kolay gibi görülse de her bir sorunun yanıtı diğerinden zor. Ben de bu yazı da Andy Murray üzerinden bu sorulara kendimce yanıt vermek istedim. 

Tenisi çok sevdiğim ve oğlumda tenis oynadığı için tenis sporuna ve tenis oyuncularının hayatına karşı her zaman bir ilgim oldu. 1980’li yıllarda TRT ekranlarında ünlü kadın tenis oyuncusu Mauren Connolly’nin hayatını anlatan “Küçük Mo”  isimli dizi sayesinde tenis sporunun ne kadar büyük bir özveri gerektirdiğini öğrenmiştim. Yılmazlık kavramı ile ilk o zaman tanıştım sanırım. Connolly’nin başına gelen onca şeye rağmen yılmadan tenise devam etmesi benim başarma arzumu güçlendirmişti. 

The Guardian’da Andy Murray ile ilgili haberi okuyunca Connolly ile Murray arasında “Yılmazlık” ilişkisi dikkatimi çekti. Andy Murray çok başarılı bir tenis oyuncusu. Tenis basamaklarını hızlı tırmanıyor ve kısa süre içinde tenis dünyasında ilk dört arasında yerini alıyor.  Bu  dönemde  geçirdiği sakatlık nedeni ile tenise bir süre ara vermek durumunda kalıyor, ağır bir ameliyat geçiriyor. Herkes emekli olmasını beklerken o tenise yeniden geri dönüyor. Üstelik 120. Sıradan. 

Bu kararı tenis dünyasında şaşkınlıkla karşılandı. Hakkında bir sürü yazı yayınlandı.. Neden tenise dönmek istediği sorgulandı. O ise bu sorulara tek bir yanıt verdi. “Benim için kimse üzülmesin. Ben tenisi seviyorum ve oynamayı seçiyorum. Kimse beni zorlamıyor.”

Yaşamda bazen başımıza gelen olaylar bizim hayatta nasıl davranacağımızı ve nasıl tutum alacağımızı belirliyor. Murray 1996 yılında Dumblane okul katliamından sağ kurtulmuş. Bu dönemde yaşadıklarını annesinin yardımı ve desteği ile atlatmış. Yaşamak ve yaptığı iş ne olursa olsun en iyisini yapmak hayattaki amacı olmuş. Annesinin de tenis oyuncusu olması nedeniyle tenisi seçmiş.

Tenis bireysel bir spor. Sevinçleri ve üzüntüleri tek başınıza karşılamak zorundasınız. Diğer takım sporlarda olduğu gibi yenildiğinizde yenilgiyi birlikte yaşayacak ve sizi teselli edecek bir menejeriniz olmuyor. Bu nedenle ben tenis sporunu hayatın kendisine benzetiyorum. Aynı hayat gibi başınıza ne gelirse gelsin onu kabullenip, seçimlerinizin sorumluluğunu alıp  devam etmek zorundasınız. 

İş hayatı da aynı şekilde. Şans ve şansızlıklar aynı bir tenis maçında olduğu gibi ardarda başımıza gelebilir. Bir tenis maçı maç sayısı oynanana hatta son sayı alınana kadar bitmez denir. Çünkü her set yeni bir başlangıç ve her sayıda yeni bir sayıdır. Bir önceki sayıyı alamamanız o sayıyı kazamayacağınız anlamına gelmez.   Önemli olan yılmazlıkla yola devam edebilmektir. 

Çok başarılı olacağını düşündüğümüz bir projede ya da işte beklenmeyen bir şanssızlık ile karşılaşabilir ve kaybedebiliriz. Eğer yaptığımız işi seviyor ve aynı Andy Murray gibi ne olursa olsun devam etmek istiyorsak, hemen olmasa bile azimle çalışarak başarılı olabiliriz.

Bu röportajda beni en çok Andy Murray’in çocukları için söyledikleri etkiledi. “Çoğu insan gibi bende çocuklarımın mutlu olmasını istiyorum. Bir konuda başarısız olmak dünyanın sonu değil. Her şey mükemmel ve ben her şeyi hak ediyorum düşüncesi daha büyük hayal kırıklarını beraberinde getirecektir.”.

Siz Andy Murray’in yerinde olsanız, tekrar sahalara döner miydiniz? 

Yanıtlarınızı bekliyorum.

Ayşegül Güngör

aysegul.gungor@minervaedutech.com

The Guardian’daki yazının tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz. https://www.theguardian.com/sport/2021/jun/12/andy-murray-dont-be-sad-for-me-i-like-doing-this-no-ones-forcing-me-to-play

Little Mo (1978) : https://www.youtube.com/watch?v=CNiQQCeEhJo

https://en.wikipedia.org/wiki/Dunblane_massacre

No Comments