Havai Fişek Etkisi

Her zaman bir başkasının aptalıyız; aptallığın biçimleri sonsuzdur. Asıl aptal içimizdedir.

Maxime Rovere

Bu haftasonu Maxime Rovere’nin “Aptallarla ne Yapmalı?” isimli kitabını okudum. Kitap içerik olarak da başlığı gibi çok çarpıcı. Yazar saf aklın bakış açısına göre aptal diye bir şey olmadığını, bilge kişinin çevresinde hiç aptal görmediğini, sonsuz aklı sayesinde insanları bir davranışa iten mekanizmaları hemen anladığını söylüyor. Ona göre eğer aptallarla sorunumuz varsa, kendimizde aptalız. Çünkü kendimizi aptallık sınırlarına hapsediyoruz. Aptallıktan kurtulmamız için duygularımızı yönetmemiz gerek. Yazar kitap boyunca “Hata fırsata nasıl dönüşür?”, “Bir aptalı nasıl dinleyebiliriz?, “Aptalların ağına nasıl düşeriz?” gibi sorular soruyor ve bu soruların yanıtlarını bulmamız için ipuçları veriyor.   

Bu ip uçları içinde benim en çok hoşuma giden Havai Fişek Etkisi oldu. Rovere’ye göre bu etkiye kapılmak aptallığın içine hapsolmak demek.

Rovere herhangi bir duygunun etkisi altındayken çevremizde algılayabileceğimiz şeylerin sayısının, bize yaşattığı duygunun yoğunluğunun artışı ile ters oranlı olduğunu savunuyor. Havai fişek metaforu da buradan geliyor. Havai fişekleri gündüz ateşlemezsiniz çünkü aydınlıkta havai fişek etkisi azalır. Havai fişeği görebilmek için karanlığa ihtiyaç vardır. Rovere karanlığın içinde kaldıkça, karanlığın bize gösterdiği şeye doğru çekildiğimizi söylüyor. Karanlığın içinde kalmayı da aptallık olarak betimliyor. Ona göre aptallıktan kurtulmanın yolu duyguları yönetmek. Duyguları yönetmekte o kadar kolay değil. Bunun için önce insanın kendini tanıması ve nasıl tepki verdiğini öğrenmesi gerekiyor. Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz. Bir şeyden korktuğumuzda bizim için havai fişek etkisi  korktuğumuz şey oluyor. Bu korkunun ihtişamına o kadar kapıyoruz ki, korktuğumuz olay geçse bile biz kendimizi korku duygusunun içine kendimizi hapsediyoruz.

Havai fişek metaforunu düşünürken aklıma önyargılarımız ve egomuz geldi. Önyargılarımız ve egomuz havai fişek gibi önümüzde dururken ve biz onların ihtişamına kapılmışken, etrafımızda olup bitenleri fark etme şansımızda olmuyor. Birçok insan söylemlerinin doğruluğunu ve kabulünü sahip olduğu takipçi sayısı ve aldığı beğeni ile ölçüyor. Ya o beğeni bir illüzyon ise? 

Önyargılarımıza kapılıp egomuzun ihtişamının esiri olduğumuzda kendi aptallık sınırımızı da çiziyoruz. Oysa yapmamız gereken kendi kendimize çizdiğimiz aptallık sınırından kurtulmak ve havai fişek ihtişamı bittiğinde başımıza geleceklere hazır olmak. Peki bunu nasıl yapacağız? Bu konuda Revere’nin bir fikri var. Revere duygularınızla savaşmayın onlarla yüzleşin diyor. Yüzleştikçe egomuzu kontrol etmeyi de öğreniyoruz. Aptallık sınırından çıkmak için önyargılardan kurtulmanın ve yeri geldiğinde eğer suçlu olduğumuzu düşünüyorsak özür dilemenin önemli olduğunu düşünüyorum. Özür dilemek duyguları yönetmenin ilk adımı. 

Aynı metafor şirketler içinde geçerli. Kendini havai fişek gibi gören şirketler, havai fişeğin ihtişamına kapılmaktan arkasından gelen karanlığı göremiyorlar. Havai fişekler o güzel ihtişamlarıyla bir süre bizi hipnotize edip sonra karanlığa karışıyorlar. Dünya çok hızlı bir değişimden geçiyor. Eski bilinenlerle yeni dönemde yol almak artık pek mümkün değil. Tüketici ve yatırımcı dünyasının hızla değiştiği bir dönemdeyiz. Miş gibi yapmak çok yakın bir gelecekte kaybolacak. Henüz fark etmemiş olabiliriz ama söylemleri ile eylemleri tutan şirketlerin öne çıkacağı bir döneme doğru hızla ilerliyoruz.    

Yeni dönemin kodları merak, işbirliği ve güven üstüne. Acaba şirketinizde bu kavramlar ne kadar benimsenmiş ya da benimsenmemiş. Havai fişek gösterisi sona erdiğinde elimizde kalanı görmeye ne kadar hazırız? 

No Comments