İyimser Olmak Hayalperestlik Midir?

Bir insandan her şey alınabilir ama bir şey hariç. O da özgürlüklerin sonuncusu olan, hangi şartlar altında ne yapacağına karar vermesi, yani, kendi yolunu seçme özgürlüğüdür.
Victor Frankl

Arkadaşlarım ve çevrem arasında iflah olmaz bir iyimser olarak bilinirim. Hepimizin kendi içine döndüğü bu dönemde ben de kendime neden bu kadar iyimserim diye sordum ve kendimi derin araştırmalar içinde buldum.

Neden iyimserim sorusunun yanıtı son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biri de Mihaly Csikszentmihalyi’nin “Akış” kitabında saklıymış. Ciskszentmihalyi kitabında “İnsanı gerçekten mutlu eden nedir?” diye soruyor ve kitap boyunca okuduğunuz her bölümde bu sorunun yanıtını kendinize veriyorsunuz. Csikszentmihalyi araştırmaları sonucunda en mutlu insanların yaptıkları eylemler sırasında yemeyi, içmeyi, uyumayı ve hatta zamanı unutan insanlar olduğunu söylüyor. Ona göre bir deneyim kişinin hedefleriyle olumlu biçimde ilişkilendirildiğinde anlamlı hale geliyor. Çabalarımızı haklı çıkaran bir amaç olduğunda ve bu amaca ulaştığımızda hayat anlamlı hale geliyor. Bu deneyimi yaşayan insanlar eylemlerini yaparken tıpkı bir nehir içinde akan su gibi hissediyorlar ve bu duygu ile karşılarına çıkan her engeli aşıyorlar.  Csiksentmihalyi bu duygu durumuna “Akış” adını veriyor.

Burada akışta kalmak ben anı yaşıyorum anlamına gelmiyor. Akışta kaldıkça sorunlara daha realistik baktığımız için “her şey çok güzel olacak” yerine “daha iyi nasıl olabilir” diye sorunu soruyor ve yanıtını merak ediyoruz. Merak, gerçek mutluluk ve psikolojik iyilik hali ile ilişkili bir kavram. Geçen hafta “My Octopus Teacher” belgeseli üzerine yazdığım yazıda (yazıya bu linkten ulaşabilirsiniz: ) Graig Foster’ın ahtapotla ilişki kurmak için bitmek tükenmek bilmeyen azminden bahsetmiştim. Bu belgeselle Graig Foster bize “Akış” halinde olmanın ne demek olduğunu gösteriyor. 

Hayatımız kayıp ve kederin kaçınılmazlığı üzerine kurulu. Her gün kazanmak ve kaybetmek arasında bir seçim yapmak zorunda olduğumuz izlenimine sıklıkla kapılıyoruz. Kazandıkça mutlu olur, kaybettikçe de mutsuz oluruz. Oysa ikisi iç içe geçmiştir. Çoğu zaman neyi kazandığımız ve neyi kaybettiğimiz belli değildir. Hayat yarı başarılar ve yarı başarısızlıklardan oluşur. Bu kazanma ve kaybetme savaşından korktukça hareket etmemeye başlarız ve olumsuzluk zırhına sığınarak kendimizi korumaya alırız. Böylece akıştan koparız.

Oysa akış duygu durumunda kaldıkça önümüzdeki engelleri aşılması gereken bir duvar olarak görebilmemiz ve ona göre bir strateji geliştirmemiz mümkün. Böylece hayatımızı kontrol edebilir ve duygularımızı da yönetebiliriz. Bence iyimserlikle dayanıklılık arasında da pozitif bir ilişki var. Dayanıklılık her durumda ayakla kalma ve yeniden başlamak için içsel motivasyonu harekete geçirebilmek demek. Bu pozitif ilişkinin akademik olarak geçerli olup olmadığını ararken Fren Luthans, Carolyn Youssef ve Bruce Avalo 2007 yılında yazdıkları “Psychological Capital: Developing the Human Competitive Edge” kitabına rastladım.

Bu kitapta yazarlar bireyin iyimser bakış açısını geliştirmesinin dört ana unsura bağlı olduğunu söylüyorlar. Bunlar;

 1. Zorlu görevlerde başarılı olmak için gerekli çabayı gösterme ve üstlenmek için özgüvene sahip olması

 2. Şimdi ve gelecekte başarılı olacağı ile ilgili olumlu bir tutum takınmış olması. 

3. Hedeflerine ulaşırken engellerle karşılaştığında o engelleri aşabileceğine dair bir umudunun olması.

 4. Sorunlar ve sıkıntılarla kuşatıldığında, başarıya elde etmek için geriye çekilme, yeni strateji oluşturma ve hatta engelin ötesine (esneklik) devam etmek ve zıplamak için enerjisinin olması

Aynı yöntem şirketler içinde geçerli. Çok sevdiğim yazarlardan biri olan Jim Collins “iyi den mükemmel şirkete” isimli kitabında mükemmele ulaşmak isteyen şirketlerin değişime aç ve açık insanlarla dolması gerektiğini söylüyor. Ona göre değişime aç ve açık insanlar iyimser bakış açısına sahip olanlar. Bu insanlar iyimser bakış açısıyla gelecekte başarıyı getirecek pozitif katkılara odaklanıyorlar ve şirketleri geleceğe yaşıyorlar. Bu söylemini de yıllar boyu yaptığı analizle ispat ediyor. Yapılan çalışmalar iyimserlik ile merak ile keşfetme arasında pozitif bir korelasyon olduğunu da söylüyor. 

Bu durumda hem bireyler için hem de şirketler için iyimserlik, dayanıklılık ve merak arasında pozitif bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. 

Hayatımız doğum ve ölüm arasında. Bu süreyi nasıl geçireceğimiz sadece bize bağlı. Mutluluğu geçmişte aramamalı ve akışta kalarak yeni deneyimler yaratmaya odaklanmalıyız. Ben kendime bu dört maddeyi sordum ve iflah olmaz bir iyimser olduğuma karar verdim. Ya siz?

Kaynaklar:

Mihaly Csikszentmihalyi: Akış Mutluluk Bilimi

Fren Luthans, Carolyn Youssef ve Bruce Avalo : Psychological Capital: Developing the Human Competitive Edge

Jim Collins: “İyi” den “Mükemmel” Şirkete

No Comments