Pavarotti Belgeseli ve İşbirliği Üzerine

Bir araya gelmek başlangıçtır, bir arada durabilmek ilerlemedir, birlikte çalışmak başarıdır.

Henry Ford

Oldum olası klasik müziği ve operayı severim. Aynı aryayı farklı sanatçılardan dinlediğimde her seferinde faklı bir tını bulurum. Benim için Caruso ve Pavarotti’nin yeri ayrıdır. Daha cdlerin bile olmadığı dönemlerde Caruso kasetlerim vardı ama ben Pavarotti ile büyüdüm. 

Geçen akşam Pavarotti’nin belgeselini seyrettim ve çok etkilendim. Hayatın anlamını şarkı söylemekte bulan ve her seferinde bir öncekinden daha iyi olmak için çaba harcayan bir insanın yaşamına tanıklık ettim. 10 yaşında tifüsten komaya girmiş ve herkes ölecek derken komadan çıkmış. Koma boyunca tek hatırladığı öleceğini bekleyen ve dua eden rahipler. Komadan çıktıktan sonra tek mottosu “hayat çok kısa” olmuş ama hayatı hızlı yaşamak yerine her gün yaptığım işi daha iyi nasıl yaparım diye çaba göstermeyi tercih etmiş. Bir röportajında bu başarınızı nasıl yaptınız diye soruluyor. O da “Dağa çıkmak için her gün hazırlanırsan dağa çıkmak zor değildir” diye yanıt veriyor.         

Gene belgeselden öğrendiğim bir şey; Erkek sesinin orjinali baritonmuş. Tenor olmak için doğal sesinizi tenor tonuna getirmeniz için çok çalıştırmanız gerekiyor. Onun deyimi ile sesinizin mühendisi olacak ve sesinizin nereye hangi güçle ve ne kadar gideceğini hesaplayacaksınız. 

Keşke biz de kendi sesimizin mühendisi olsak ve ağzımızdan çıkan konuşmaların etkisini daha çıkmadan ölçebilecek farkındalığa ulaşsak. Bunu yaptığımızda iletişim problemlerinin büyük bir bölümünün çözüleceğine eminim.

Bu yazının konusu sadece Pavarotti değil, iş birliği kültürü ve bizim ona yatkınlığımız üzere. 1994 yılında Carreras, Domingo ve Pavarotti bir arada konser vermeye karar veriyorlar. Bu durum klasik müzik dünyasında şaşkınlıkla karşılanıyor. Tenor sesi doğal bir ses olmadığı için tenorlar asla bir araya gelmez, birleriyle kıyaslanma korkusundan korkar ve birlikte söylemezlermiş. 

Pavarotti’nin girişimi ile bir araya geliyorlar ve meşhur 1994 yılındaki konserlerini veriyorlar. Konser öncesinde kimin hangi aryayı söyleyeceğine karar veriyorlar. Sahneye tekrar çağrılırlarsa orada da söylemek için bir iki arya üzerinde anlaşıyorlar. Konser muhteşem oluyor. İkinci defa sahneye çıkmak zorunda kaldıklarında Domingo’nun aklına “Nessun Dorma” geliyor. Başta çekiniyorlar çünkü o arya Pavarotti’nin imza aryası. Pavarotti Domingo’nun başlamasını istiyor ve ortaya muhteşem bir şölen çıkıyor. 

Bu aryada her tenor başta kendi dağına tırmanıyor, sonra hepsinin birden aynı dağa birbirinden güç alarak tırmandıklarını görüyorsunuz. Ben bunu üç büyük egonun bir denge içinde büyülü bir ses yaratması olarak görüyorum. Her dinlediğimde bir coşku hissediyorum. https://www.youtube.com/watch?v=Pi1nTz3nlTc

Bu konser bugün konuştuğumuz iş birliği kültürünün 1994 yılında nasıl hayata geçirebildiğini çok güzel anlatıyor bize. Birbirine rakip olan üç tenor konser sırasında seslerini yüksek perdeye çıkışlarını başarı ile gerçekleştirdiklerinde birbirilerine olan bakışlarında taktir ve saygı var. Bu konserden alınacak çok ders var. Eminim herkes kendine göre farklı çıkarımlarda bulunacaktır.

İş hayatında hepimizin hedefleri ve tırmanmak zorunda olduğu bir dağ var. Hepimiz kendi yolumuzun daha iyi bir yol olduğunu düşünüyoruz. İş hayatının bölünmüşlüğü ve bireysel başarıya verilen önem bu duyguyu pekiştiriyor. Oysa hepimizin amacı aynı ama biz o amaç için birbirimizi çekiştiriyoruz. Pazarlama ve finans departmanlarının kendilerine konan hedefleri ayrı ayrı gerçekleştirmesi mi yoksa bir arada birbirilerinden güç alarak gerçekleştirmesi mi kolay? Hepimiz aynı amaç için birbirimize bağlıyız. Çekiştiğimizde neler olabileceğinin similasyonunu Gülden Akdemir ile birlikte “Görünmez İpler” kitabında yazmıştık.

Çatışmak kötü bir şey değil. İyi bir şekilde yapılabilir. Birlikte çalışmak için aynı zihni paylaşmak ve birbirimiz sevmek gerekli değil. Olsa iyi olur tabi. Sevmediğimiz, bize farklı gelen insanlarla da çalışmayı öğrenmeliyiz. 

İş birliğini öğrendiğimizde işimizdeki coşkuyu yaratabilir ve belki bir gün işimizi ve yaptıklarımızı düşünürken bu muhteşem aryayı dinlerken hissettiğimiz duyguları yaşayabiliriz.

No Comments