İş Birliği Kültürünü Nasıl Hayata Geçirebiliriz? 1. Kendini Tanımak

 
 

Olağanüstü dönemlerden geçiyoruz. İnansak da inanmasak da bildiğimiz dünyanın ve çalışma düzenin sonuna gelmiş gözüküyoruz. Artık yeni normallerle yaşamaya ve çalışmaya alışacağız. İnsanlık tarih boyunca bilinmeyenden korkmuş ama bir şekilde içindeki merak duygusu ile bilinmeyenin peşinden gitmiş. Yeniden bir bilinmeyenin peşinden gitmek durumundayız. Sanırım küreselleşmenin getirdiği bu durum bizi yeniden sınayacak.

İçinde bulunduğumuz çöküşten çıkmanın tek bir yolu var. O da birlikte iş birliği kültürünü inşa etmek. Ülke olarak biz Kurtuluş Savaşı’nda ve cumhuriyetimizin bu yöntemi gerçekleştirmiş bir toplumuz. Bu durumda da içimizdeki unuttuğumuz iş birliği kültürünü önce keşfetmeye sonra harekete geçirmeye ihtiyacımız var.

Collobration (İşbirliği) kavramı ilk olarak teknoloji şirketlerinde konuşulmaya başlandı ve uygulandı. Hali hazırda dünyada birçok teknoloji şirketi işbirliği yöntemini uyguluyor. 

İçinde yaşadığımız pandemi hepimizin bir anda İşbirliği kültürüne geçmesini hızlandırdı. Sanırım ilk önce sağlık ve ilaç sektörü geçecek. Bu büyük salgınla baş etmek ve insanları korumak için tek bir ülkenin veya tek bir şirketin yalnız başına bir şey yapması mümkün değil. Ancak silolar kırılır ve birlikte hareket edilebilirse hep birlikte daha iyi bir dünya yaratabiliriz.

İşbirliği kültürünün 4 temel yap taşı var. 

1. Kendini Tanımak: 

2. Başkalarını Tanımak ve Birlikte Çalıştığımız İnsanlarla Gerçek bir İlişki Kurmak:

3. İşi Tanımak: İşle ilgili en iyi sonuçlara nasıl ulaşılacağına dair yeni fikirler keşfetmek ve başkalarının bu konudaki fikirlerine açık olmak

4. Şirketi Tanımak: Şirketin hedefleri ile ilgili ne yapılması gerekiyorsa yapmak.

Bu yazı dizisinde elimden geldiği kadar iş birliği kültürünü anlatmaya çalışacağım. Bu haftanın konusu da ilk yapı taşı olan “Kendini Tanımak“ üzerine

Sokrates’den beri bildiğimiz bu kendini tanıma, işbirliği kültürü için temel şart. Eğer insan kendi değerlerini ve hedeflerini bilebilirse hangi yapı içinde daha başarılı olacağını belirleyebiliyor. Bu konuda farklı bir bakış açısı isterseniz, Sheakspeare’in Hamlet’ini okumanızı tavsiye ederim. Hamlet’in birinci önceliği kendi benliğini doğrulamaktı. 

Kendinize gerçek ve tarafsız bir şekilde bakabiliyorsanız, değerlerinizi de doğru belirleyebilirsiniz. Böylece verdiğiniz kararları ve yaptıklarınızı daha kolay analiz eder ve kabul edersiniz. Örneğin özgünlük temel değeriniz ise, yaptığınız her şeyde özgün olmaya çalışırsınız. Bu konuda Gandi’nin güzel bir sözü var. “Mutluluk, düşündükleriniz, söyledikleriniz ve yaptıklarınız uyumlu olduğunda gerçekleşir.”

Kendinizi tanımak aynı zamanda hedefleri belirlemek ve takip etmek demektir. Hepimiz Alice Harikalar Diyarında’ki kediyi biliyoruz. Kedinin Alice’e “Nereye gideceğini bilmiyorsan yol senin için seçer” dediğini hatırlayalım. Başkalarının seçtiği yolda yürümemek için çaba harcamalıyız. Hedeflerimizin çoğu değerlerimizle ortaya çıkar. Değerlerimizi bilirsek hedeflerimizi daha kolay tanımlayabiliriz. Her ne kadar bu dönemde konsantre olmakta zorlanıyor olsak da evde olduğumuz bu günleri kendimizi tanımaya ve değerlerimizi belirlemeye ayıralım derim.

İş hayatına başladığım 1990’lı yıllarda bana iş hayatını ve özel hayatı birbirinden ayırmam ve il yerine tüm duyguları bırakarak gelmem öğütlendi. Bu kuralı kendimce esnettim ve duygularımı yönetmeyi öğrendim. Size de tavsiye ederim.

Önümüzdeki hafta bu serinin ikinci yazısını yazacağım ama öncelikle önümüzdeki haftaya kadar aşağıdaki sorular üzerine düşünmenizi rica ediyorum.

Herkese iyi haftalar.

Ayşegül Güngör

  1. Değerlerinizin farkında mısınız? Onlara göre haraket ediyor mu sunuz?
  2. Hedefleriniz var mı? Onlara ulaşacak eylem planınız var mı?
  3. Hedeflerinizi, onlara odaklanmanıza yardımcı olabilecek başkalarıyla paylaştınız mı?
  4. Duygularınızın farkında mısınız? Bu duyguları yönetebiliyor musunuz?
  5. Kendiniz ile ilgili düşüncelerinizde ne kadar gerçekçisiniz?




 
 
 
 
 
 

No Comments