Olduğunuz Gibi Davranmak İster misiniz?

Bir toplumun gelişmesi yaşlıların, gölgelerinde asla oturamayacaklarını bildikleri ağaçları dikmeleriyle gerçekleşir.

After Life Bölüm 5

Bir arkadaşımın önerisi ile Ricky Garvais’in “After Life” dizisini seyrettim. Oldum olası İngiliz dizilerini severim. Bu sevginin kaynadığında da çocukluk dönemimde tek kanallı televizyon olması ve o kanal da da bol bol da İngiliz dizilerinin olması yatıyor sanırım.

“After Life” çok sevdiği karısının ölümünden sonra tek düşüncesi intihar etmek olan ama köpeğini beslemek zorunda olduğu için her seferinde erteleyen Tony’nin hikayesini anlatıyor. Hayatından çok mutsuz olan Tony, yaşamak için bir anlam kalmadığını düşündüğü için, çevresindeki kimseyi umursamamaya başlıyor ve çevresindekiler ile ilişkilerinde sosyal normlara ve nezaket kurallarına dikkat etmeden olduğu gibi davranıyor. Düşüncelerini sansürlemeden söylüyor, istemediği hiç bir şeyi yapmıyor. Hatta iş yerinde yaptıkları işin değersizliği ve anlamsızlığı üzerine konuşuyor. Arkadaşları ve aynı zamanda ölen eşinin kardeşi olan patronu, bu durum geçici olduğunu ve Tony’nin acı çektiğini düşünüyor. Önce yaralı ve yaslı diye görmezden geliyor, Tony aynı davranış tarzına devam ettikçe de onunla olan ilişkilerinde araya mesafe koymaya başlıyorlar. Tony’nin hayata tutunmak için bu şekilde davrandığını fark etmiyorlar ve hatta Tony bile durumun farkında değil.

Başlıkta sorduğum soruyu şu şekilde tekrar sormak isterim. Herkese kalbini kıracağınızı ve onu mutsuz edeceğinizi bile bile içinizden geçeni olduğunu gibi söylemek ister misiniz? Ben böyleyim beni böyle kabul edin diyerek hayatınızı yaşayabilir misiniz?

Sanırım bu soruya en güzel yanıt gene dizinin içindeki bir bölümde karşıma çıktı. Tony bir arkadaşıyla yaptığı konuşma da bu yaptığının dürüstlük ve gerçeklik olduğunu söylerken, arkadaşı dürüst olmakla, kötü insan olmak arasında çok önemli bir fark olduğunu, kötü insanların dürüst kimliği altında herşeyi söylemeyi karşı tarafın canını acıtmak için yaptığını söyledi. İyi insanların yılmamaları gerektiğini ve asıl görevlerinin de dürüst olmak ve söylemleriyle mutluluk vererek, yol göstermek olduğunu belirtti ve toplumun yaşlı insanların gölgelerinde oturamayacaklarını bildikleri halde ağaç dikmeleri ile geliştiğini söyledi.

Hayatımızda iletişimde tıkandığımız dönemler sık sık oluyor. Bazen “ben doğruyu söyledim ne var bunda” diyerek, bazende “eğer söyleseydim çok mutsuz olurdu” diyerek etrafımızda olup bitene seyirci kalabiliyor ve değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirmiyoruz.

Dürüst olmakla, hadsiz olmayı birbirinden ayırmak gerek. Olduğumuz gibi olmak demek hadsiz olmak demek değil. Nezaketi ve zerafeti elden bırakmak hiç değil. Mutsuz olduğumuz için çevremizdeki herkesi dürüst olma kalkanına sığınarak mutsuz etmek zorunda değiliz. “Günaydın demiyorum çünkü çok kötü bir sabaha başladım. Ben mutsuzsam herkes mutsuz olmalı. Ne yapayım ben böyleyim. Ben dürüst davranıyorum. Duygularımı olduğunu gibi yansıtıyorum.” diyerek başkalarını da mutsuz etme hakkımız yok. Hepimizin bir hayatı var ve o hayat sonsuza kadar sürmeyecek. Kendimizi mutsuz ederken başkalarını da mutsuz görmekten zevk alıyorsak o zaman yaşamın hakkını vermiyoruz demektir.

Kendimizden, yaşadığımız çevreden, işimizden memnun olmayabiliriz. Bunun sebebi çevremizdeki insanlar değil. Aslında biziz. Sorumluluğu almak yerine, başkasına yüklediğimizde yani hadsiz olduğumuzda, kendimizi iyi hissediyor ve yaşama devam ediyoruz ama çevremize verdiğimiz zararı fark etmiyoruz. Sonra da neden hep beni buluyor diye kurban rolüne bürünüyoruz.

Kendi yaşamımız kadar etrafımızdaki herkesin yaşamının da biricik olduğunu fark ettiğimizde ve sinir olduğumuz insanın hayatında küçük bir dokunuşla bir fark yarattığımızı gördüğümüzde yaşamı daha anlamlı hale getirebiliriz. Böylece kendi gücümüzü fark edebilir ve hayatımızı değiştirebiliriz. Bunun ilk adımı da insanın kendine karşı dürüst olmasında yatıyor. Eğer hadsizlik ile gerçekleri söylemek arasındaki sınırı biliyor ve koruyorsak vicdanımızın sesini duyuyoruz demektir. Başkalarını değiştiremeyiz ama kendimizi değiştirebiliriz.

Şimdi tekrar sormak istiyorum? Olduğunuz gibi misiniz?

Ben kendi adıma göründüğüm gibi olduğumu söylebilirim. İş hayatı ve yaşam tecrübelerim ile hadsizlik ile gerçekleri söylemek arasındaki sınırı iyi çizdiğimi düşünüyorum. O nedenle geriye baktığımda değiştirmek istediğim bir şey yok. Çünkü yaşadığım tüm olumsuz tecrübeler beni bugüne ulaştıran hazineler.

İyi haftalar

No Comments