İş Hayatında Anlam Arayışı

“Bilincinizi dinlemenizi ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. O zaman uzun vadede başarı sizin peşinizden gelecektir, çünkü başarıyı düşünmeyi unutmuşsunuzdur.”

Victor Frankl

İki sene süren Logoterapi eğitimim sonunda yaşadığım her olaya, okuduğum her kitaba ve seyrettiğim her film ve diziye daha faklı bir gözle bakmaya başladım. Daha önce nasıl görmemişim, neden bu şekilde bakmamışım dediğim o kadar çok şey var ki.

Son dönemde seyrettiğim New Amsterdam dizisindeki bir bölüm beni iş hayatında anlam arayışını bir kere daha düşünmemi sağladı. New Amsterdam dizisi Dr. Eric Manheimer’ın New York Bellevue Hastanesindeki yaşadıklarına dayanan “12 Hasta” kitabındaki anılara ve olaylara dayanıyor.

Dizi sadece doktorların hayatını analiz etmiyor. Daha çok bir sağlık sistemi eleştirisi üzerine kurulu. Sistemin zayıf yanlarını anlatıyor ve her bir bölümde hastanın ve tedavi hakkının her şeyden önce geldiğini izleyiciye bir kere daha hatırlatıyor.

Dizideki hastanenin Medikal Müdürü olan Max Goodman aynı zamanda kanser tedavisi de görüyor. Kendisi de hastanenin bir hastası. Gerçek hayattaki Eric Manheimer’in hayatını okuduğumda onunda kanser hastası olduğunu ve bu süreç içinde hastanedeki görevine devam ettiğini öğrendim.

Bu yazının konusu olan bölüm hastane yönetiminin aldığı kararlar ve iş hayatında anlam arayışı üzerine. Hastanenin yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulu üyeleri Max’a hastanenin zarar ettiğini, yeteri kadar bağış toplanamadığını ve kısa sürede önlem alınmazsa birçok bölümün kapanmak zorunda kalacağını bildirir ve acilen işe yaramayan, sürekli masrfa çıkartan ve uzun süredir çalışmayan departmanları kapatmasını ve bu bölümlerdeki çalışanları işten çıkarmasını söylerler. Max işten çıkarmaya karşıdır, çalışanların bu hastanenin önemli bir değeri olduğunu kariyer değişikliği yaptıkları taktirde hastane verimliliğinin artacağını söyleyerek yönetim kurulundan yeni bir çözüm bulmak için bir hafta izin alır.

Bu süre içinde hastanede verimsiz veya uzun zamandır çok kullanılmayan bölümleri gezerek tüm çalışanlarla konuşmaya başlar. Max bu arada hastanenin dip koridorlarında hala bir röntgen bölümünün olduğunu ve orada çalışan kişinin 10 yıldır makinenin tozunu almaktan başka bir iş yapmadığını görür. Hastane 10 yıl önce dijitale geçmiş ve röntgen basımına hiç gerek hiç gerek duyulmamıştır. Baskı teknisyeni de 10 yıl boyunca işe gelmiş ve her gün lazım olur diye makinenin tozunu almış ve sonrasında kitap okumaya devam etmiştir.

Max teknisyene “İşini seviyor musun?” diye sorar.

Teknisyen “Eskiden severdim. Tüm doktorların bana ihtiyacı olurdu. Şimdi kimse kapımı çalmıyor.” Max bu sefer hayattan ne beklediğini sorar. Teknisyen de “Emekli olmayı bekliyorum yeni teknolojileri öğrenmem zor. Beni kovacak mısın?” diye yanıt verir.

Max bütün verimsiz gibi görünen personelin, bilgisayar programcısından, otopark görevlisine ve doktoruna kadar hepsinin teknolojik gelişimin dışında kalmış, yaptıkları işlere ihtiyaç duyulmayan ama işlerini seven, çalışmak isteyen, ne yapacağını nasıl yapacağını bilmeyen ama hastalarla ilişkileri çok iyi olan bir grup olduğunu anlar. Şehrin tıp olanaklarından en yoksun kısmına bir poliklinik kurar ve hepsini orada değerlendirir. Yönetim kurulunu da bu polikliniğin hastalıkları önleyici bir ön merkez olduğu konusunda ikna eder. Böylece hastalara ilk müdahaleler yapılabilecek ve hastalık ilerlemeden hastalar tedavi olabilecekleri için hastanenin masrafı düşecektir.

Bu bölümü izlediğimde eğer istenirse iş hayatında en anlamsız bir durumda bile anlam bulabileceğimizi düşündüm. Koşullar ne olursa olsun, koşullara karşı bir tavır alabilir kendi iş hayatımızı belirleyebiliriz. Birçok kurumla çalışma fırsatım oluyor. Genel gözlemim çalışanların kendileri bulması gereken anlamı daha çok dışardan beklediği yönünde. Kısa vadeli başarıya odaklanıyor, uzun vadeli düşünmüyoruz.

Ya Max gibi yöneticiler olmasa ne olacak? Teknisyen gibi hastanenin dip koridorlarında saklanıp hiçbir şey yapmamaya ne kadar devam edebiliriz? Max gibi bir yöneticimiz yoksa yok olup gidecek miyiz?

Yok olup gitmemenin ilk adımı merak duygusunu harekete geçirmek ve öğrenme kabiliyetini arttırmak. Böylece kendimizle yüzleşebilir ve kendimizi tanıyabiliriz. Proaktif olmak ve kendi hayatından uzaklaşarak bir başkasının gözüyle iş hayatımıza bakmak önümüzdeki seçenekleri ve fırsatları görmemize yardımcı olabilir. Tüm gücümüzü kullanarak güçlü yönlerimizin farkında olarak onları kullanabilecek fırsatlar yaratabilirsek dışsal bir beklentiye girmeden iş hayatımızda anlam yaratabiliriz.

Herkese anlamlı bir iş hayatı dilerim.

@AysegulGungor

No Comments