Sınırlar İçinde Sınırsız Olmak

“Bir çok şey bir bakış tarzı meselesidir. Düşünceler perspektife tabidir”

Wilhelm Schmid

Üniversite eğitimimim bana kazandırdığı en önemli yetkinliklerden biri sınırlı bir veri içinde sınırsız tahmin yapabilmeyi öğrenmek oldu. O yıllarda veri bulmak ve toplamak çok zordu. Modelleme yapmak için harcadığımız zamandan daha çok veri toplamaya zaman ayırıyor ve o verileri düzeltmek için çaba harcıyorduk. Çoğunlukla da sınırlı bir veri ile çalışmak zorunda kalıyorduk. Bizden beklenen bu sınırlı veri kümesini kullanarak en doğru, teknik açıdan en kusursuz modeli oluşturmaktı. Ekonometrisyenlerle, istatistikçileri ayıran en büyük fark, istatistik okuyanların hata payı ve güvenilirlik kavramlarını kullanmaları, ekonometri okuyanların ise modelin doğruluğu için hata payını analiz etmeleridir. Bunun için ekonometri ile uğraşanlar sınırlı bir veri içinde sınırsız düşünür ve en doğru modeli bulmaya çalışırlar.

Hayatta böyle bir şey elinizdeki sınırlı bilgi ile kendiniz için en iyi kararı vermeye çalışıyorsunuz. Kendinizle ilgili en iyi kararı verebilmesiniz için de kendi sınırlarınızı bilip bu sınırların içinde olabildiğince özgür olmanız gerekiyor. Wilhelm Schmid “Kendiyle Dost Olmak” isimli kitabında büyük huzurluk anlarından kendi içine çekilmek, sonra tekrar başkalarına yönelmek, olup biteni didiklemek yerine bu tip durumlara hoşgörüyle yaklaşmanın ve kendi kabiliyeti oranında eylemde bulunmanın iyi insan olmanın özünü oluşturduğunu söylemiş.

Nedense bu sözler modelleme yaptığımız günleri hatırlattı bana. Hata payının yüksek olduğu modelleri büyük huzursuzluk anları olarak tanımlarsak, o dönemlerde biz de kendimizi veriye gömüyor ve aynı veri içinde farklı kombinasyonlar deniyorduk, çılgınca bir şekilde verinin bizimle konuşmasını bekliyorduk. Bilmeden Schmid’in teorisini uygulamışım meğer.

Şimdi hepimiz büyük verinin peşindeyiz. Ne kadar büyük veri varsa o kadar mutlu oluyoruz ama o büyük veri analizlerinin içinde kayboluyoruz. Veri analizde en önemli şey verinin sınırlarını çizmek ve sınırlar içinde sınırsız düşünebilmektir. Sadece yaptığımız tek analiz ile sonuca varamayız. 2010 yılı dünya kupasına damgasını vuran bir ahtapot oldu. 2010 yılında birçok insan Ahtapot Paul’un dünya kupası maç sonuçlarını tahmin ettiğine inanıyor ve onun seçimleri üzerine bahis oynuyordu. Bilim dünyası sarsılmış ve birçok bilim adamı bilim dergilerinde ahtapotların dünyada yaşayan en zeki canlı türü olduğuna dair yazılar yazmaya başlamıştı. En büyük yıkım, Ahtapot Paul’un yaptığını, tüm ahtapotların yapabileceğini öğrenmek olmuştu. Ahtapotlar parlak ve yatay çizgileri seviyor ve sadece parlak ve yatay olan bayraklara yöneliyorlardı. Kazanan ülkelerin bayrakları da yatay ve parlak olması Ahtapot Paul’ün zevklerine uygun olunca sonuç kaçınılmazdı.

Bu olaya istatistik yönünden bakarsak ahtapotlar insandan daha iyi tahmin yapabilir diyebiliriz çünkü elimizdeki veri kümesine bakış açımız bu çıkarsamayı doğru kabul ediyor. Ama septik yaklaşır ve veriye bir de tersinden bakar ve ayrıştırırsak (yatay çizgili bayraklar, dikey çizgili bayraklar, parlak ve mat olanlar diye) daha doğru anlamlar bulabiliriz. İşte sınırlı veri içinde sınırsız düşünmekten kastım bu. Sınırsız düşünmek o sınırlar içinde neyi göremediğimizi aramaya çalışmaktır.

Bu bakış açısını hayatımızın her alanına taşıyabiliriz. Özgürlüğü sınırların olmaması ve canımız istediğinde istediğimizi yapmak olarak algılıyoruz çoğu zaman. Oysa asıl özgürlük hayallerimizi belirlemek ve bu hayalleri gerçekleştirmek için kabiliyetlerimizin sınırlarını çizmektir. Kendimize çizdiğimiz sınırlar içinde olabildiğince özgür düşündüğümüzde çözüm yollarını bulabiliriz ve hayallerimizi gerçekleştirebiliriz.

Çoğu zaman bu sınırları çizmekte zorlanıyoruz. O da olsun, bu da olsun derken başlangıç noktamızı unutuyor ve yanlış hedef belirleyebiliyoruz. Ya da bir başkasının hedefini ve bakış açısını kendimizin gibi kabul edebiliyoruz. Bu durumda bize birinin sınırlarımızı hatırlatması gerekiyor. Bu süreç zaman zaman zorlayıcı olabiliyor. Ben bu durumu ergenliğe benzetiyorum. Aslında birçok genç özgür olmak isterken diğer yandan da sınırlarını bilmek istiyor. Her sınıra ulaştıkça o sınırı genişletmek lazım.

Günümüz iş dünyasında başarılı olmak için yapılması gereken eldeki verilere hep bilinen yöntemlerle değil bambaşka bir gözle bakabilmek. Sınırlar içinde sınırsız düşünebilmek. İşte bu yaratıcılığın ve kurum içi girişimciliğin başladığı yer. Bu çok kolay değil, çünkü geçmiş başarılar ve yapılan doğru tahminler gelecekte de aynı yöntemin başarılı olacağına yönelik bir kanı oluşturuyor ve bakış açımızı sınırlandırıyor. Birçok yönetici denenmişi denemeyi tercih ediyor ve risk almak istemiyor. Sadece tek bir doğruya odaklanıyor ve onu gerçekleştirmeye çalışıyor. Oysa sınırlar içinde doğru sayısı çok fazla. Oysa tersine mentorluk ya da başka bir kişinin bakış açısı çoğu zaman işe yarayabilir. Bazen hiç tanımadığımız ve sosyal çevremizde olmayan bir kişinin bakış açısı bize yeni ufuklar açabilir.

O nedenle sınırlara takılıp kalmamak ve sınırlar içinde özgür düşünebilmek lazım. Sınırlara ulaştıkça da sınırları değiştirmek gerekiyor. Kendimizi seçme yanlılığı ile kandırmayalım. Sadece gördüklerimize değil görmediklerimize ve başkalarının görmediklerine de odaklanalım. Belki de iş hayatın da aradığımız anlam arayışı burada olabilir.

Ayşegül Güngör

No Comments