Kurum Kültürü ve Roma İmparatorluğu

Tarih bugünü anlamak ve geleceği dair bir öngörüde bulunabilmek için inanılmaz bir araç. Modelleme okuduğum için mi bilmiyorum ama geçmişi bugüne bağlamayı ve geleceği tahmin etmeyi severim. Gelecek tahminlerimin birçoğu başarısız olmakla birlikte bugünü analiz etmeyi modelleme okumama borçlu olduğumu biliyorum.

Roma A.Ş işte tam olarak böyle bir kitap. Yazar Roma tarihinden örneklerle bugünün yönetim stratejilerine yönelik kendi bakış açısını sunuyor. Kitabı okurken zaman zaman gülümsüyor, ya da aaa ne kadar günümüze benziyor diye şaşırıyorsunuz.

Her okuyucu okuduğu kitaba farklı bir yönden yaklaşır. Ben de bu kitaba kurum kültürü ve aidiyet açısından baktım. Profesyonel iş hayatım boyunca kendimi çalıştığım kurumlara bağlı hissettim. Bağımın koptuğunu hissettiğimde de ayrıldım. Bu kitabı okuyunca beni kuruma en çok bağlayan şey neydi diye düşündüm. Herkes farklı bir nedenle çalıştığı kuruma bağlılık hissedebilir. Bu bağlılık kurumun sağladığı maddi imkanlardan ya da manevi nedenlerden kaynaklanabilir. Bu kitapta beni en çok etkileyen “Siz olsanız hangisini tercih edersiniz? Roma için çalışan stratejik planlama müdürü olmayı mı? Burnuna kadar kürkle kaplı bir derebeyinin tebaası olmayı mı?” sorusu oldu. Bu soruyu şöyle düzenlemek isterim. Nasıl bir şirkette çalışmak istersiniz? Kurumsal çok uluslu bir şirkette mi? Yoksa küçük bir aile şirketin de mi?

Bu sorunun yanıtı yaşadığınız coğrafyaya ve hayattan ne beklediğinize ve kişiliğinize bağlı olarak değişiyor. Roma döneminin en büyük kurumsal şirketi. Bütün kurallar ve yönetim stratejileri yazılı. Yönetim stratejileri o kadar iyi ki, başa Caligula gibi çılgın, Neron gibi kaçık bir imparator gelse bile tökezlemesine rağmen devam edebiliyor.

Romalı olmak kurum kültürünü tanımlayan en önemli kelime. Hangi ırktan olursanız olun, Romalı olmayı seçtiğinizde kökeninizin bir önemi kalmıyor ve Roma halkının bir parçası oluyorsunuz. Romalı üst düzey generaller ve yöneticilerle aynı haklara sahip oluyor ve çeşitli ortamlarda onlarla bir araya gelebiliyorsunuz.

Kurum kültürü o kadar iyi bir şekilde düzenlenmiş ki basit bir insan Roma’nın temsilcisi olduğunda yaşadığı çevrede kendini geldiği ortamdan ayrıştırabiliyor, hem Romalı olup hem de bulunduğu çevreye hizmet edebiliyor.

Roma’nın çöküşündeki en önemli nedenlerden biri de kurum kültürünün önemini kaybetmesi ve Romalıların aidiyet duygusunun azalması. Üst yöneticiler ile yerel yöneticiler arsındaki eşitlik hissi ve bağ kopunca, diğer bir değişle üst yönetim, yerel yönetime “ben senden soyluyum, her şeyi senden daha iyi biliyorum çünkü imparatora ben yakınım” dediği anda aşağıdan yukarıya bilgi akışı kesiliyor ve yukarıdan alınan kararlar aşağıda uygulanmamaya başlıyor. Yerel yöneticiler Romalı olduklarını hissetmedikleri andan itibaren Roma’ya olan aidiyetlerini de kaybediyorlar.

Roma imparatorluğu gözünden günümüzdeki şirket yönetimlerine bakarsak, o dönemden bugüne kadar çok fazla bir şeyin değişmediğini de görürüz. Birçok insan çok uluslu bir şirkette çalışmayı, şirket yönetiminde söz sahibi olmayı veya fikirlerinin dinlenmesini arzu eder. Kurumsal yapı büyüyüp geliştikçe sesinin yukarıya ulaşamadığını ya da üst yönetim tarafından dikkate alınmadığını düşünürse kuruma olan aidiyet duygusu azalır ve kendini yabancılaşmış hisseder.

Eğer şirkette korku hakimse, her konuşan acımasız bir şekilde eleştiriliyor ve işten atılmakla tehdit ediliyorsa bu durumda hiç konuşmaz, ya işten ayrılır ya da sadece kendi işini yaparak çalışmaya devam eder.

Üst yönetim, bu yöntemle başarılı olduğunu ve otoriteyi sağladığını düşünürken aslında şirketin batışına yol açtığını göremez bile.

Roma A.Ş kitabında Roma’nın çöküşünü Romalıların Romalı gibi hissetme duygusunun azalmasına ve Roma’nın tedarik zincirinin kopmasına bağlıyor. Roma öğle bir şehir ki “Bütün yollar Roma’ya çıkar” lafı boşuna değil. Yerel yönetimler sayesinde tüm ticaret yollarını ve tüccarları elinde tutuyor. Tam bir kazan kazan ilkesi var. Tedarik zinciri koptuğunda, tedarikçi kendini köle gibi hissettiğinde Roma’nın çöküşü başlıyor. Bunda da en büyük rol kendini imparator gibi gören ve kendini soylu kabul eden üst yönetime ait.

Bir Roma uzmanı olmasam bile ben de bu fikre katılıyorum. Kurum içi çalışanlarının birbirlerini dinlememe, büyük kurumsal şirketlerin tedarikçilerini öldürme politikaları o şirketin çöküşüne giden en önemli adımlardan biri bence.

Maliyet düşürmek için ucuz ve kalitesiz iş gücü ve niteliksiz tedarikçi ile çalışırsanız bir süre sonra müşteri ile bağınızda kopuyor.

Eğer üst yönetim şirketi bir araya getiren o basit ruhu unutursa çöküşte kaçınılmaz oluyor.
O basit ruh da aidiyet hissi aslında.

İyi haftalar

No Comments