Ortalamanın Sonu

İnsanı gerçekten insan yapan kendini daha iyi insan yapma çabasıdır.

 

Star Trek : Next Generation

https://soundcloud.com/user-354782620/alis-tig-imiz-i-s-yapis

İş dünyasının yakından bildiği ve 20 yüzyıla damgasını vuran Frederick Taylor tarafından geliştirilen Taylorist yaklaşım bildiğimiz tüm yönetim modellerinin temelini oluşturur. Bu model insanı değil sistemi temel alır ve bu modele göre ortalama bir insan iyi düzenlemiş bir sistemde hiç hata yapmadan kendisine tanımlanan görevi mükemmel bir şekilde yerine getirir. Sistemin iyi çalışması için, iyi bir sistem analizi, planlama ve koordinasyon gerekir. Bu da yöneticilerin en önemli görevidir. Bu sistemde insanın hiç önemi yoktur. Sadece ortalama olması ve kendisine verilen görevleri yapması yeterlidir. Dolayısıyla ortalamanın dışında olanlar sistemde yer bulamadıkları için sistem dışına itilirler. Bir süre sonra ya ortalama olmayı öğrenirler ya da farklı alanlara dağılırlar. Tüm eğitim sistemi de sisteme insan yetiştirmeyi kolaylaştırmak üzerine planlanmıştır. İşe alımlarda kullanılan kişilik testlerinden, eğitim programlarına kadar her şey sistem ve o sistemde çalışacak ortalama insan içindir. Bu model 20 yüzyıl için ideal bir modeldir. Günümüzde hala bu sistemi her alanda kullanıyoruz.

 

Oysa şimdi 21 yüzyıldayız, 4. Sanayi devrimini konuşuyoruz. Daha önce hiç bilmediğimiz aklımızda bile olmayan konuları öğrenmek durumundayız. Dünya Ekonomik Forumunun geleceğin meslekleri raporunda, innovasyon profesyonelleri, eğitim içerik sağlayıcıları, insan ve kültür uzmanları, büyük veri analistleri gibi meslekler öne çıkıyor. Bütün bu meslekler alışkın olduğumuz ortalama kavramını da değiştiriyor. Çağ ilerledikçe ortalama da değişiyor. Bugün geçmişten farklı olarak ortalamanın dışında kalan insanlara daha çok ihtiyacımız var.  Büyük veriyi analiz etmek için stratejik düşünmek ve bütünsel bakmak zorundasınız. Eğer ortalama bir bakış açısıyla bakarsanız büyük veriyi nasıl analiz edebilirsiniz. Diğer yandan eğer içimizde merak güdüsü olmazsa nasıl başka insanları ve kültürleri tanıyabiliriz? Sadece bize verilen işi yaparsak nasıl meraklı olabiliriz?

 

Bu sene okuduğum en ilginç kitaplardan biri Todd Rose’un “Ortalamanın Sonu” kitabı oldu. Ross kitabında çağımızın en büyük probleminin ortalamada kalmak olduğunu söylüyor. Rose’a göre ortalama kalmak her insana güven veriyor. Bunun nedeni de her şeydeki ortalama arayışımız. Rose standart kariyer yolunun artık işe yaramadığını söylüyor.  Daha 20 yıl öncesine kadar ortalama bir insan eğitim hayatı bitince işe başlar, çok çalışır terfi eder ve bir bölümün başına geçer, daha çok çalışır uzmanlık alanında yükselir ve yönetici olabilirdi. Oysa şimdi hızlanan bu dünyada böyle bir kariyer planı çizmek mümkün değil. Her şeyden önce birey kendi kariyer planını bir başkasından beklemeden kendi yaratmalı. Bunun içinde ortalamanın dışına çıkmak gerekiyor. Kolay gibi görülse de bu çok zor. Çünkü hepimiz ortalamanın çok iyi olduğu düşüncesine göre yetiştirildik, ortalamada kalmaya özen gösterdik ve ortalamanın dışında olanları bir şekilde dışladık.  İstatistik bilimi de bize ortalamadan sapanları hata payı olarak tanımlayarak yardımcı oldu. Oysa farklı bir bakış açısıyla hayatımıza ekonometrik bir model gibi bakabilseydik, farklı şeyler görebilecektik. Çünkü  ekonometrik modelde ortalamanın dışında kalanlar özellikle dikkat edilmesi gereken değerler olarak tanımlanır. Bir ekonometrik modelin geçerliliği hata payları arasında ilişkinin olmamasına bağlıdır. O nedenle hata paylarını tanımlamak ve ilişkiler ağını çıkarmak modelin gerçekliği ve çalışması için olmazsa olmaz koşullardan biri olarak karşımıza çıkar. Biz model kurarken var gücümüzle saplamaları arar ve bu sapmaları analiz ederiz.

 

Ortalamanın dışına çıkmak demek daha önce denenmeyeni denemek ve herkesin gittiği yoldan gitmemek demek. Bu o kadar da kolay değil. Önce kendi bakış açısını ve hayata olan tutumunuzu değiştirecek gücü kendinde hissetmek gerekiyor. Çünkü ortalama da yaşamak kolay. Ortalamanın dışına çıkmak demek konfor alanını terk etmek demek aslında.

 

Çocukken en sevdiğim dizilerden biri Uzay Yoluydu. O diziyi bu kadar sevmemdeki ana neden bilinmeyeni yani uzayı anlatması değil, Atılganın mürettebatının hepsinin ortalamanın dışında insanlar olmasıydı. Her biri kendi alanlarında uzman ve sıra dışı karakterlerdi. Hiçbiri birbirine benzemiyordu ama bir problem ortaya çıktığında bir araya gelerek farklı bakış açılarıyla problemi çözüyorlardı.  Benim sevdiğim karakterlerden biri de iletişim subayı Uhura’ydı. Matematik ve harita uzmanıydı. Sanırım geriye dönüp baktığımda matematiği bu kadar çok sevmemde Uhura’nın etkisini yadsıyamam.

 

Bugün hala fırsat buldukça uzay yolunu seyrederim. 23. Yüzyılda geçen dizi, bizim nasıl olmamız gerektiğinin ip ucunu da veriyor aslında. Farklı düşünmeli, yeni şeyler denemeli ve kendimizi fırsat bulduğumuz her anda geliştirmeliyiz. Ortalamadan ne kadar uzak olursak geleceğe de o kadar yakın oluyoruz. Aksi halde işimizi robotlara kaptırmamız kaçınılmaz.

 

Geleceğin iş dünyasında yer alabilmek için bizden farklı insanlarla çalışmanın yolları aramalıyız. Daha gidilmiş olan yolları değil, yeni yolları denemeliyiz ve her fırsatta kendimizi geliştirerek ortalamanın dışına çıkmaya çalışmayız.

 

Yeni yılın bu ilk iş gününde yeni başlangıçlar yapmak dileğiyle

Ayşegül Güngör

No Comments