İş Hayatında Nezaket ve Zarafet

Edep insanın bedeninde ruh olur.

Eğer şeytanın başını ezmek istersen gözünü aç ve gör ki

Şeytanın katli ancak edeptir.

 

Mevlana Celalettin Rumi

 

Geçen hafta emekli bir sefirenin kendi öyküsünün de içinde bulunduğu “Bir de Bizden Dinleyin” isimli kitabını okudum. 12 sefirenin 1970-2010 yılları arasındaki farklı ülkelerle ilgili gözlemlerini, yaşadıklarını ve bu 40 yılda dünyanın değişimine nasıl tanık olduklarını anlatan bu kitap beni büyüledi. Her türlü zor koşulda ne olursa olsun zerafet ve nezaketi kaybetmemenin ne büyük bir özveri gerektirdiğini bir kere daha anladım.

İş dünyasında yaşanan hızlı değişim, birey olarak yanlızlığımız bizi kendi içimize kapanmaya itiyor bunun sonucunda da nezaket ve zerafeti kaybediyoruz. En önemlisi bizden sonraki nesillere aktaramıyoruz.

Nezaket kelimesinin İngilizce karşılığı ‘courtesy’. Bu kelimenin etimolojik kökü de Türkçe karşılığı mahkeme ve topluluk olan ‘court’, kelimesinden geliyor. Oxford sözlüğü, ‘courtesy’ kelimesini “Diğer insanlarla bir araya gelindiğinde onlara verilen değer” olarak açıklıyor. Mahkemelerde de suçlu bile olsa ispatlanana kadar suçsuzdur yaklaşımı, topluluk içinde herkesin eşit olmasından kaynaklanıyor.

Sanırım tarım devrimi ile birlikte yerleşik düzene geçtiğimizden beri nezaket kavramı ile içli dışlıyız. Buna rağmen nezaket kavramı ile ilgili ilk çalışmalar 13. yüzyılda başlamış. Bu çalışmalara başkalarıyla birlikte yaşama sanatı adı verilmiş. Batıdaki ilk nezaket kitabı da Rönesans döneminde genç soyluların topluluk içinde nasıl davranması gerektiğini öğretmek için yazılmış.

İnsan bir topluluğa, diğer bir değişle kamusal alana girdiğinde sosyal ilişkiler kurmaya başlıyor ve nezaketle tanışıyorsa, nasıl oluyor da zaman içinde nezaketi ve zerafeti kaybediyoruz? Uzun zamandır bunun yanıtını arıyorum.

“Homo homini lupus- İnsan insanın kurdudur.” Bana göre yanıt Thomas Hobbes’un bu ünlü sözünde yatıyor.  Hobbes’a göre insan kendini has, bedensel ve psikolojik özellikleri olan bir varlıktır. Bu durumu onun davranışlarını etkiler. Bir topluluk içinde yaşar ve bu topluluk içindeki yaşamda ilk arzusu kendini korumaktır. Bu nedenle her şeyi yapmayı kendinde hak olarak görür. Kendini koruma arzusu Hobbes’a göre doğa durumundan gelir. Herkeste kendini koruma arzusu olacağı için herkes bu duygu durumunda eşittir ama amacına ulaşmak için her insan, topluluk içinde eşitliği de bozacaktır. Aynı şeye ulaşmak isteyen iki insan, bu şeye ulaşmak için kimseye öncelik tanımak istemez. Çünkü doğa halinde güvensizlik içinde yaşayan insan, kendi varlığını korumak için savaşmak zorundadır.

Hobbes’un bu kavramını hatırlayınca neden zerafet ve nezaketi kaybediyoruz soruma bir yanıt buldum. İçinde yaşadığımız iş dünyası ve teknolojik gelişim o kadar hızlı ki. Bu değişim nedeniyle ne yapamayacağımızı bilemiyor ve doğamızdan gelen kendimizi koruma iç güdüsü ile doğamıza dönüyor ve kendimizi dış dünyaya kapatıyoruz. Sosyal ağlar da bizim için önemli kalkan oluyor. Sosyal ağlarda herkese değil sadece istediğimiz kişilere nezaket gösteriyoruz. İstediğimiz mesajı görüp görmemekte özgürüz. İstediğimiz mesaja cevap verip vermemekte de. Bu özgürlük alanı aslında bizi topluluk içinde yaşamaktan uzaklaştırıyor. Gitgide kalabalıklar içinde ama tek başımıza yaşıyoruz.  Çünkü o tavrımızı sosyal hayata da taşıyoruz. Bir tanıdığımızı gördüğümüz halde görmemezlikten gelebiliyoruz. Asansörde merhaba ya da günaydın dememek için gözümüzü tavana çeviriyor ya da telefonumuza bakıyoruz. Toplu taşıma da tam bir doğa ve savaş hali olduğu için kimseye yer vermemeyi hatta en önce en iyi yeri kapmayı bir hak olarak görüyoruz. Kamusal bir alan otoparkta ortaya ya da sokakta bir apartman kapısının önüne giriş çıkışı kapatacak şekilde park edebiliyoruz. Apartman aidatını paramız olsa bile ödemiyor veya herkes ödedikten sonra ödemeyi tercih ediyoruz. Bütün bunlar günlük hayattaki kısa yaşam anlarında yaptıklarımız. Bir iş hayatında yaptıklarımız var.  Hepsinin altında da kendini koruma içgüdüsü yatıyor. Tüm bu yaşananlar bizi nezaket ve zerafetten uzaklaştırıyor. Gitgide ya içimize dönüyor ve stress topu haline geliyoruz ya da aşırı saldırgan oluyor ve bu tavrımızla kimsenin bize yaklaşmamasını sağlamaya çalışıyoruz.

Hobbes bu durumdan kurtulmak için aklı kullanmayı tavsiye ediyor. Çünkü akıl herkese eşit olarak verilmiştir. İnsan özgür irade ile aklını kullanıp kullanmamayı seçer. Aklını kullanan doğa durumundan çıkar, korku içinde beklemek yerine çözüm arar ve topluluk içinde doğal olarak söz sahibi olur ve topluluğun yönünü belirler. Kullanmayan ise devamlı doğa durumda kalır ve her an nereden saldırı gelecek diye bekler ve sonuçta saldırgan olur. Ölür veya öldürür.

Sanırım nezaket ve zerafete aklımızı kullanmaya başladığımızda yeniden kavuşacağız. Zaten nezaketi yaşam biçimi olarak benimsediğimizde zarafet kendiğinden geliyor.

 

Ayşegül Güngör

 

No Comments