Krizle Yaşamak

Bugünlerde çevremdeki herkesten biz şimdi ne yapacağız sorusunu duyuyorum. Yanıtım çok açık ve net. Krizle yaşamaya öğreneceğiz. Alman sosyolog Ulrich Beck’in dediği gibi artık bir risk toplumu içinde yaşıyoruz ve dünya değişiyor. Değişen dünya da her gün faklı krizlerle karşı karşıyayız.

 

İş hayatına 1989 yılında bir bankanın hazinesinde başladım. Bankanın verdiği eğitimi tamamlayıp tam işe alışmaya çalışırken Irak- Kuveyt savaşı çıktı. Daha önce hiç kur krizi ile karşılaşmamıştım. Bankada bütün yöneticiler toplantı salonlarına kapandı, biz yerlerimizde heyecanla onların aldıkları kararları bekliyorduk. O zamana kadar krizi sadece bir hikaye olarak bilen ben kendimi krizin ortasında bulmuştum. Akşam eve döndüğümde ev halkının yaşanan krizden haberi yoktu. Ben heyecanla anlattığımda babam savaşlar iki ülke arasında olur ve o iki ülkeyi etkiler demişti. Ona göre yeni bir dünya savaşı çıkma ihtimali yoktu. Çünkü dünya çok acı çekmişti. Bir bakıma haklıydı da. Irak – İran savaşı 8 yıl sürmüş ve bizi de çok etkilememişti. 1991 yılında da Körfez Savaşı başlamış ve biz bu savaşı televizyon seyretmiştik.

 

1994 yılı Ocak ayı benim için çok güzel başlamıştı. Terfi etmiştim. Bir yabancı bankada sermaye piyasaları bölümünün başına gelmiştim. Sevincim kısa sürdü ve 19 Ocak 1994 yılında döviz krizi patladı. Kur fırladı ve bankalar kotasyon verememeye başladı. Faizler %1000’leri geçti ve ben bir ay içinde 8 kilo verdim. Az gibi gelebilir ama 52 kilodan 44 kiloya düşünce açlık sınırına değmiş oluyorsunuz. Yeni yönetici olmak, ekip yönetmeyi bilememek, hem krizi yönetmeye hem de ülkeyi hiç tanımayan yabancılara olanları anlatmak bana çok zor geldi. Deyim yerindeyse dağıldım. Mide ağrılarım şiddetlenmişti. Hiçbir şey yiyemiyordum.  O dönemde bir arkadaşımın tavsiyesi ile ünlü bir gastroenterologa gittim. Beni muayene ettikten sonra “Bak kızım.  Seni tedavi etmek kolay vereceğim ilaçlarla mide ağrılarını geçiririm, ama sen ilaca bağımlı olursun. Hayatın boyunca ilaç mı kullanmak istiyorsun? Bununla baş edebilirsin güçlü bir insansın. Dene” dedi. Yapacağım ilk şeyin kendime güvenmek olduğunu söyledi. Mide ağrılarının temelinde eğer tıbbi bir problem yoksa kendine güven eksikliği yatarmış. 26 yaşındaydım ve iş hayatım aralıksız süren krizlerle geçiyordu. Doktor haklıydı eğer bu işi yapacaksam krizlerle baş etmeyi öğrenmem gerekiyordu. O gün başıma neden böyle şeyler geliyor diye düşünmeyi bırakıp artık ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Eşimde en büyük yardımcım ve desteğim oldu tabii.

 

Biz bankacılar her gün kriz içinde yaşarken şirketler ve halk bu krizi 5 Nisan kararları olarak hissetti. Herkesin aklında da 3 aylık dönem faizi %50 olan bonolar kaldı. Bir şekilde krizi atlattık hatta banka olarak kar bile ettik. Bir de borçlanmayı kolaylaştıracak yeni ürünler keşfettik.  1995 yılında büyümekte olan bir Türk bankasına geçtim. Hayatımın en güzel dönemlerinden biriydi. Her şey gelişiyordu ve biz yaratıcılığımızın sınırlarını zorluyorduk. 1997 yılında Uzakdoğu’ya yaptığımız bir seyahatte Asya krizi ile tanıştık. Kısıtlı bütçe ile yaptığımız bu seyahatte Tayland Baht’nın değer kaybetmesiyle kendimizi lüks bir tatilin içinde bulmuştuk. Uzakdoğu krizi tüm dünyada globalleşmenin bir sonucu olarak bulaşıcılık etkisini göstermişti. O güzel tatilden geriye döndüğümde beni yeni krizler bekliyordu.

 

2000 yılı sonunda bankacılık kariyerimi sonlandırdım, 2 ay sonra 2001 krizi oldu ve neredeyse tüm bankacılık sistemi çöktü.  Eşimin de desteği ile 2001 yılı Kasım ayında Minerva’yı kurduk. Krizi profesyonel çalışan olarak yaşamak ile şirket sahibi olarak yaşamak çok farklı. Şirket sahibi olarak yaşamanın daha zor olduğunu söyleyebilirim. 17 yıldır tüm bu çalkantılarda dalgaların üstünde kalmayı başarmış bir kişi ve kurum olarak kriz dönemlerde yapılacaklar konusunda bir çift söz söyleme hakkımız olduğunu düşünüyorum.

 

Beck’in dediği gibi risk toplumu içinde yaşamaya alışmalıyız. Çünkü bu ne ilk, ne de son kriz olacak. Beck riskler, tehtitler ve tehlikeler karşısında toplum ve bireylerin kendini geliştirmesini çözüm olarak sunar. Beck, Weber’in düşüncelerine bağlıdır ve rasyonel aklın çözüm bulacağına inanır. Bu da ancak aklı çok çalışmakla olur.

 

Ben de rasyonel akla dayanarak önümüzdeki dönem için bir öneriler ve yapılacak listesi hazırlamaya çalıştım.

 

Öncelikle korkmayı bırakmak gerek. Ben bu korkuyu 1994 yılında yendim. Liste yapıyorum ve olabilecek en kötü şeyleri sıralıyorum. En kötüsü ölüm. O olmadıkça hepsinin bir çözümü var.

 

O dönemde vazgeçebileceklerimin listesini yapmıştım. Yıllar içinde bu listeden ilaveler ve çıkanlar oldu. Böylece benimsediğim hayat tarzından hiç vazgeçmedim.

 

Eskiden daha serttim. Bu krizler sayesinde esnemeyi öğrendim. Beni üzen her şeyi eğer gerekli değilse hayatımdan çıkarıyorum.

 

Che’nin dediği gibi gerçekçi oluyor ve imkansızı istiyorum. İmkansızı hedefledikçe ona ulaşmak için çeşitli olasılıklar ortaya çıkıyor ve bunları da rasyonel bir şekilde eliyor ve yapabileceklerime odaklanıyorum.

 

İnsan fırtınanın içindeyken bütünü göremiyor. Biraz dışına çıkıp bakmak lazım. Etrafta çok farklı fırsatlar olabilir. 2001 krizine takılıp kalsaydım bugün Minerva olmazdı.

 

Bunlar bireysel olarak yaptıklarım. Şimdi sıra şirket olarak yaptıklarımızda.

 

Kendimizi eğitmeye ve öğrenmeye çok zaman ayırdık.

 

Zor olanı seçtik. Her türlü eğitim içeriğini kendi içimizde ve  iş ortaklarımızla birlikte ürettik.

 

Yapabileceğiz her şeyi kendimiz yaptık. Yapamadıklarımızı da öğrenmeye çalıştık.

 

Paydaşlarımıza karşı her zaman dürüst olduk.

 

Piyasalar ne olursa olsun, risk yönetimi ve nakit akışını yönetmek birinci önceliğimiz oldu. Ciro artırmak için hiçbir zaman iş yapmadık. Tahsil edemeyeceğimizi düşündüğümüz işlere hiç girmedik.

 

Şirket olarak kendimizi maraton koşucusu olarak tanımlamıştık. O nedenle kısa dönemde olanlarla çok ilgilenmedik, hep uzun dönemli bir bakış açısıyla hareket ettik. Bunun hem faydasını hem de zararını gördük, ama geçmişe dönüp baktığımızda faydalarının daha çok olduğunu söyleyebiliriz.

 

Darwin’in dediği gibi ne çok akıllılar ne de çok aptallar ayakta kalır. Türlerini sürdürebilenler uyum sağlayabilenlerdir. Bunun içinde yetenek gerekir.

 

Her zaman dediğimiz gibi yetenekleriniz sınırsızdır onları keşfedin.

 

Ayşegül Güngör

No Comments