Paylaşım Ekonomisi

Uzun bir yolculuk tek bir adımla başlar

Konfüçyüs

 

Günümüzün önemli düşünürlerinden Yoel Hariri Hayvanlardan Tanrılara Sapiens isimli kitabında insanlığın gelişiminde çok etkisi olan devrimler içinde en önemli olanlarından birinin tarım devrimi olduğunu söyler. Tarım devrimine kadar Avcı ve Toplayıcı olarak yaşayan insan bu devrim ile birlikte yerleşik hayata geçmiş ve sahip olmanın bilincine varmıştır. Avcı ve toplayıcı toplumlarda sahip olma bilinci yoktur. Bu toplumlarda insanlar tüketebilecekleri kadarını avlamakta ve toplamakta, göçebe bir hayat yaşadıkları için taşıyabildikleri kadarını yanlarına almaktadır. Dolayısıyla avda elde edilen et ve toplanan ganimet kabile arasında paylaştırılmaktadır. Bu dönemde bilginin paylaşımı da çok önemlidir. Eğer yanlış hayvana yanlış bir avlanma tekniği uygulanırsa kabilenin tamamı aç kalma tehlikesiyle  ve hatta avcı yerine av olma ihtimaliyle karşı karşıya kalır.  Tarım devrimi ve akabinde vahşi hayvanların evcilleştirilmesiyle insan yerleşik hayata geçmiş ve paylaşmanın yerini sahip olma duygusu almıştır.

Eric Fromm Sahip Olmak ya da Olmak isimli kitabında insanın sahip olma güdüsünü çok güzel anlatır. Ona göre eğer sadece sahip olduğumuz şeylerden ibaretsek onları kaybettiğimizde kendimizi de kaybederiz;  yenilmiş, moralsiz ve acınacak bir insan oluruz. Ama “Sahip Olmak” tan “Olmak” durumuna geçtiğimizde ise sahip olduğumuz her şeyi kaybetme duygusu olmayacağından o durumda korku da yoktur. Çünkü kaybedebileceğimiz bir şey yoktur. Sahip olmak bizi ne kadar köleleştirirse, olmamakta o kadar özgürleştirir.

Fromm’a göre insan yalnızlığın ve yabancılaşmanın üstesinden başkalarıyla birleşerek ve grup halinde hareket ederek gelir. Bütünlük duygusuna ulaşabilmenin tek yolu insanın kendi bireyselliğini keşfetmesidir. Bireyselliğimizi de kendi düşünce ve tutkularımızı izleyerek ve yaratıcı amaçlar geliştirerek keşfederiz. Yaratıcılık bırakma cesareti gerektirir. Herkes bu cesareti gösteremez.

Günümüzde yükselen bir değer olan paylaşım ekonomisi sahip olduklarımızı birlikte kullanma ve başkalarının kullanımına açma üzerine kuruluyor. Kelime anlamı olarak paylaşım ekonomisi, sahibince seyrek kullanılan bir mal ve hizmetin sahibince kullanılmadığı durumlarda ihtiyacı olan başka kişilere ulaştırılması. Paylaşım ekonomisiyle sahip olduklarımızı başkalarının da kullanması için erişime açıyoruz. Daha önce tanımadığımız kişilerle ortak bir paydada buluşarak hem kendi ihtiyaçlarımızı karşılıyor hem de onların ihtiyaçlarını gidermek için girişimde bulunuyoruz. Bunun en önemli nedenlerinden biri içinde yaşadığımız çağda dijital devrimin bir parçası olmamız. Nasıl tarım devrimi insanlığa sahip olmayı öğrettiyse dijital devrimde paylaşmayı öğretiyor. Airbnb sayesinde hiç tanımadığımız insanların evinde kalıyor, Uber sayesinde tanımadıklarımızla yolculuğa çıkıyoruz. Bu durum ister istemez iş modellerinin de değişmesine neden oluyor. Bu değişim var olan kişiliğimizi de etkiyor ve değiştiriyor.

Fromm kişiliği dört ana tipe ayırıyor. Bunlar alıcılar, sömürücüler, istifçiler ve üretkenler. Alıcılar içinde bulundukları durumda pasif biçimde yaşayanlar, diğer bir değişle sadece kendine verilenle yetinenler. Sömürücüler, kendileri kazanmak ya da yaratmak yerine gereksinimlerini karşılamak için diğerlerinin elindekilere göz dikenler; istifçiler, etrafındaki her şeyi mal olarak gören ve sadece onlara sahip olmak isteyenler.Üretkenler, yaşam için esneklik, öğrenme ve sosyallik aracılığıyla çözüm arayanlar. Diğer bir değişle maskesiz insanlar. Paylaşım ekonomisi geliştikçe, sömürücüler ve istifçiler sistemde yok olmaya başlıyor. Alıcılar eğer çaba göstermez ve sadece elindekilerle  yetinirse bir süre sonra sistem dışına itiliyor ve geriye sadece üretken insanlar kalıyor. Doğal olarak üretken insanlar arttıkça paylaşımda artıyor.

Ben paylaşım ekonomisi kavramından sadece elimizde var olan her şeyi metalaştırarak para kazanmayı değil, üretken insanların bir araya gelerek bilginin paylaşımı ile birlikte yeni iş modelleri üretmesini ve toplumsal bilgi düzeyinin artmasını anlıyorum. Fromm’un dediği gibi bireyselleştikçe diğer bir değişle “olmak” durumuna geçtiğimizde, korkmadan bilgimizi başkalarıyla paylaşmaya başladığımızda önümüzdeki fırsatları ve gelişim alanlarını da daha kolay fark ederiz. Bunu başardığımızda dijital devrimizi sadece izleyen değil ona yön verenler haline de gelebiliriz.

Bu nasıl yapacağız?

Bence Konfüçyus’un dediği gibi “Uzun bir yolculuk ilk adımla başlar.” Bizim için ilk adım da, tarım devrimi öncesi dönemdeki paylaşım kavramını bilgi paylaşımı olarak yeniden harekete geçirmek ve birbirinden öğrenmeyi bir yaşam felsefesi olarak benimsemek. Sadece alıcı değil, üretken de olmak. Okuduğumuz bir kitabı, seyrettiğimiz bir filmi başkalarıyla paylaşabilmek ve bu paylaşımdan da keyif almak olmalı.

Paylaştıkça ne kadar yaratıcı olduğumuzu da fark edecek ve etrafımızdaki istifçilerin ve sömürücülerin bir süre sonra yok olduğunu göreceğiz. Ancak bu şekilde yeni dijital dünyada birey olarak yaşayabiliriz.

Yeni bir ayda görüşmek üzere

Ayşegül Güngör

 

No Comments