Bekçi Murtaza’nın Gözünden İş Hayatına Bakış

Bilimsel disiplinler arasındaki ilişkilere baktığımızda birçok bilim dalının başka bilim dallarıyla iç içe geçtiğini görebiliriz. Nasıl matematik, mantık ve felsefe ile iç içe geçmişse, edebiyat da sosyoloji ile iç içe geçmiştir. Hatta sosyoloji edebiyattan daha yeni bir bilim olduğu için ilk dönem incelemelerinin birçoğu edebiyat tarihine dayanmaktadır. Edebiyat sosyolojisi bu ilişkiyi öğrenmek için çok iyi bir kaynaktır. Edebiyatla uğraşanlar ve sosyologlar bir noktada aynı sorunlara eğildiklerini fark ederler. Birey ile grup, kişi ile kültür arasındaki bağlantılar hem sosyologları hem de edebiyatla uğraşanları ilgilendirir. Edebiyat sosyolojisi deyince ilk akla Albert Camus’nun Yabancı romanı gelir. Camus bu romanla orta sınıfa mensup bir Fransız’ın gözünden Cezayir’e bakar ve kişi ve kültür arasındaki bağlantıları nesnel bir anlatımla bize yaşatır.

 

Matematik ağırlıklı bir eğitim almama rağmen edebiyat hep ilgi alanımda oldu. Sosyoloji okuyunca da doğal olarak edebiyat ve sosyoloji arasındaki bağlantı çok ilgimi çekti. Son dört yılda hep sosyoloji ve işimle ile ilgili kitaplar okuduğum için edebiyat eserleri okumaya bir ara vermiştim. Bu yazı da bol bol okuyarak ve üstünde düşünerek geçirdim. Orhan Kemal’ın Murtaza romanını okuduğumda bu romanın günümüz iş dünyasında yaşamaya çalışan bizim sosyolojik bakış açısını çok iyi yansıttığını düşündüm. Orhan Kemal öykü ve romanlarında güçlü bir gözlemle günlük hayatın değişik yönlerine sıradan insanların gözünden bakar. Değişen toplumda küçük sıradan bireylerin sorunlarına eğilir ve bir toplumda birey olmanın zorluklarını anlatır. Onun roman ve öyküleri sıradan insanların yani hayatlarımızdan kesitler sunar. Murtaza romanında sadece görevini yapmaya çalışan ve değerleri olarak adlandırıpı sarıldığı önyargılarıyla yaşayan bir insanı anlatır.

 

Şirketler de bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu sosyolojik temele dayanan bir toplumsal yapıdır. Bireylerin sorunları çözülmediğinde doğal olarak şirket içi sorunlar da çözülemez.

 

Romana geri dönersek, Murtaza; mübadele sırasında Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen göçmenlerin aksine kendisine verilen tüm imkanları vatan ve görev sevgisiyle geri çevirerek bir mahallede gece bekçisi olarak çalışmaya başlar. Görevini çok ciddiye alır ve mahallede kimseye göz açtırmamaya başlar. Hatta gece yarısı ışık yanan evlerin zillerini çalarak ışıkların neden yandığını soracak kadarda ileri gider. Mahallelinin şikayeti üzerine çalıştığı karakolun komiseri Murtaza’yı bir fabrikaya gece bekçisi olarak yerleştirir. Murtaza bu sefer fabrikada tüm çalışanları kontrol etmeye çalışır ve kısa zamanda fabrikanın en nefret edilen insanı haline gelir, ama bir türlü insanların kendisinden neden nefret ettiğini anlayamaz o sadece görevini en iyi şekilde yapmaya çalışan bir kişidir. Kendi doğrularını ve değerlerine tutkuyla ve körü körüne bağlı olduğu için değişen dünyayı ve değişen iş yaşamını göremez. Bir süre sonra görevine olan aşırı tutkusu hem kendisine hem de çevresine zarar vermeye başlar.

Murtaza’yı okuduğumda bu romanla günümüz iş dünyası arasında büyük bir benzerlik olduğunu fark ettim. Günümüz iş dünyası o kadar beklenmedik bir hızla değişiyor ki bu değişimin getirdiği belirsizlikten korunmak için aynı Murtaza gibi sadece kendi bildiklerimizi doğru kabul ediyor ve onlara sığınıyoruz. Artık ne emretmek ne de itaat etmek işe yarıyor. Şikayet etmek bizim enerjimizi tüketiyor ve hedeflerimizden uzaklaştırıyor. Değişime uymanın yolu işbirliğinden geçiyor.

Bakış açımızı değiştirmediğimiz için farkında olmadan hem kendimize hem de çevremize zarar veriyoruz. Önyargılarımızı değerlerimiz adı altında saklıyor ve değişime direnmeyi değerlerimizi korumak olarak nitelendiriyoruz. Oysa değişimi kabul etmek değerlerden ödün vermek değil. Bizi bekleyen en büyük tehlike değerlerimizin altına sakladığımız önyargılar. Murtaza’nın durumuna düşmemek için vazgeçmemiz gerekenleri, değerlerimizi doğru tespit etmeliyiz ve önyargılarımızdan da kurtulmalıyız. Peki bunu nasıl yapacağız? Bence bunun ilk adımı dirençlerimizi ve bizi bloke eden durumları tespit etmek ve sorunun köküne inerek düşünce sistemini değiştirmek.

Hepimizin içinde bir Murtaza var, aslında. Olmalı da. İçimizdeki Murtaza, bir bekçi gibi bizi olası hatalarımızdan korumalı, acele karar almamızı da engellemeli ve aynı zamanda bizi ileriye götüren ve gelişmemizi destekleyen sağ duyumuz, iç sesimiz olmalı ve bizim potansiyelimizi gerçekleştirme yolundan ayrılmamamızı sağlamak için çalışmalı. Bize her gün bugün kendin için ne yaptın diye sormalı?

Herkese iyi haftalar

Ayşegül Güngör

 

 

No Comments