Yönetim Kültürü Üzerine Denemeler – 4 “Kurtlar Sofrasındaki Mozart’tan Günümüz İş Dünyasına Bakış 4

 Geçen hafta bir solukta Mozart İn The Jungle (Ben “Mozart Kurtlar Sofrasında” adını daha uygun gördüm) dizisinin birinci sezonunu seyrettim.  Dizi genç bir dahi olan orkestra şefi Rodrigo’nun New York Filarmoni Orkestrası şefi olmasıyla başlayan olaylar serisini anlatıyor. New York Filarmoni Orkestrası dünyanın en saygın orkestralarından biri. Yaş ortalaması 55 civarında ve dünyanın en iyi sanatçılarından oluşan bir orkestra. Orkestra üyeleri kendi alanlarında dünyanın en iyilerinden oluşuyor. Piyanist dünyanın dahi piyanisti. Obua çalan Betty dünyadaki en iyi obua çalan bir kaç kişilerden biri. Aynı durum orkestradaki herkes için geçerli.   Eski şef de çok başarılı, çok saygın, bir o kadar egosu yüksek ve kendi senfonisini yazamamaktan yakınıyor. Orkestra birlikte  mutlu bir şekilde yıllarca aynı kitleye, New York seçkinlerine çalıyorlar. Bu kitle yaşlandıkça bilet satışları düşüyor, gençler klasik müzik dinlemeye gelmiyor ve orkestranın da gelirleri azalıyor. Yönetim yeni kitlelere açılmak ve bilet satışlarını arttırmak için taze kan arayışı içine geliyor ve dünyanın en genç şeflerinden bir dahi olan Rodrigo’yu getiriyor (bu arada Rodrigo rolünde  Gael Garcia Bernal’in oynadığından bahsetmek isterim. Sadece onun performansı için bile bu dizi seyredilmeye değer. O nedenle bu diziden güzel bir parça eşliğinde bu yazıyı okumanızı öneriyorum)

Rodrigo işe ilk başladığı andan itibaren orkestrada değişim rüzgarlarını da beraberinde getiriyor. İşe limuzinle gidip gelen eski maestronun aksine kendisi bisiklete gidip geliyor. Büyük bir ofis yerine depoda küçük bir odada çalışıyor ve herşeyden önemlisi dünyanın en en iyisi olan sanatçılara  ruhsuz çaldıklarını ve müziğin ruhunu kaybettiklerini; yaptıkları işi sadece bir iş olarak gördüklerini farkettiriyor ve büyük değişim başlıyor. Sanatçılar direnselerde bir süre sonra yeni genç maestronun işinin ehli olduğunu kabul ederek onun izinden onun yöntemiyle  gitmeye başlıyorlar.

Beni en çok etkileyen sahnelerden biri orkestra çalışanlarının verilen  ilk arada müziği konuşmak yerine kendi bireysel sorunlarını konuşmayı tercih etmeleri oldu. O sahnede kimi kredi kartını kimi de kredisini ödemeyi düşünüyor, bazısı da tatil ve akşam yemeği planları yapıyordu. Yeni şef Rodrigo bu durumu fark ettiği anda orkestaya sessiz provalar yaptırmaya başladı tüm orkestra üyeleri ellerindeki aletleri çalmadan hatta müzik aletleri olmadan ama müzik alatlerini çalıyormuşçasına prova yapmalarını sağladı. Kimi bu provayı bir yük olarak gördü, kimi de bu sessiz prova sayesinde  müziği yeniden hissetti. Onları çaldıkları salondan çıkararak  New York sokaklarında halka çalmalarını ve prova yapmalarını sağladı. Böylece konfor alanlarını genişletti ve müzisyenlerin bakış açılarını değiştirdi.

Bu dizi iş dünyasının küçük bir kopyası aslında. Şirketlerde de aynı sıralama var. Bir benzetme yaparsak orkestrayı yöneten ve kaynak sağlayan, gelir düşüşünde hesap soran yönetim kurulu üyeleri şirketlerdeki yönetim kurulu ile benzerlik gösteriyor.  Şefi genel müdür, müzisyenleri çalışanlar ve seyicileri müşteriler yerine koyabiliriz. İş hayatında hep aynı kitlelere yönelik üretim yaptığımızda ve hizmet verdiğimizde ne kadar iyi olursak olalım bir süre sonra aynı işi sürekli yapmak orkestradaki gibi aynı parçaları sürekli çalmak bir süre sonra işletme körlüğüne neden olabilir. Konfor alanımızda yaşamaya o alandan çıkmaya direniriz ve bir süre sonra devamlı aynı işi aynı şekilde yaptığımız için iş yapış ruhumuzu kaybedebilir ve sıradanlaşabiliriz. Bu nedenle ne kadar iyi olursak olalım pazarın elimizden kaydığını farketmeyebilir hatta hiç görmeyebiliriz.

Çok iyi hatta en iyi olduğunu düşündüğümüz için ve hiç kimse bizim kadar iyi olamayacağı için  farkında olmadan yeni yeteneklere hiç fırsat vermeyebilir ve kendimizi tamamiyle gelişime kapatabiliriz.Yönetim kurulu genel müdürü değiştirdiği zaman onu kabul etmekte zorlanabilir ve karşılıklı çatışmalara girebiliriz.

Büütn bu durumlar aşılması zor görülse de işini çok iyi bilen ve 5. düzey lider olan bir kişiyle aşılmaz değil. Jim Collins 5. düzey lideri kişisel planında alçakgönüllük ile mesleki anlamda sarsılmaz bir iradenin ilginç karışımı olarak tanımlıyor. Ona göre 5. düzey liderler egolarının ihtiyaçlarını breysel anlamda değil, daha geniş bir alana kanalize edip mükemmel bir şirket inşa ediyorlar. Bu onların egoları olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine inanılmaz ölçüde hırslılar ama bu hırs kurumsal bir hırs (Bkz “’İyi’den ‘Mükemmel’ Şirkete”)

Bu dizide şef Rodrigo 5.düzey bir liderin tüm özellikleri taşıyarak hırsını ve egosunu müzisyenlere onlara kişisel güç savaşı çatışmalarına girmeye değil, müziğin ruhunu yeniden hissetmelerini ve en iyi olduklarını hatırlamalarını  sağlamaya yönlendiriyor. New York Filarmoni Orkestrası’nda müzisyen olmak çok kolay bir şey değil. Her şeyden önce yetenek, büyük emek ve fedakarlık gerektiriyor. O noktaya geldiğinizde en üst noktada olduğunuzu düşündüğünüz için ilerisini düşünmüyor ve tüm savaşı o noktada kalmak için veriyorsunuz. Bir süre sonra yaptığınız işin ruhunu kaybediyor ve sıradanlaşıyorsunuz.

Şirketlerde de durum bundan farklı değil. Herkes kendisi için bir kariyer planı yapar, iş hayatında gelebileceği noktayı hedefler. O hedef ulaştığında kısa bir süre başarı sarhoşluğu yaşar ve bir süre sonra da her şey sıradan gelmeye başlar. İşte o nokta en tehlikeli nokta diğer bir değişle insanın iş hayatı için anlamını kaybettiği noktadır. Anlamı kaybettiğinizde artık o andan itibaren kendinizi kurtlar sofrasında yem olmamaya ve o sofrada edindiğiniz koltuğu kaptırmamaya adarsınız. Hala en iyisinizdir ve herkeste bunun farkındadır ama siz diğerlerinin göremediği bir şeyi görmekte ve artık yeteneğinizin yetmediğinin bilincindesinizdir. Bu durumdan kurtulmak yeni bir şeye, yeni bir ruha ya da yeni bir anlama ihtiyaç duyarsınız. İşte bu dizi size bu anlamı nasıl bulacağınızı gösteriyor. İlk sezonda genç şef Rodrigo müziğe ve Mozart’a olan tutkusuyla orkestra üyerilerine yeni bir ruh aşılamayı başardı. İyi çalmak yerine yeniden müziğin ruhunu hissederek çalmaya başladılar.

 Benim için dizideki en anlamlı öğretilerden biri Rodrigo’nun  13 yaşında genç bir flüt sanatçısıyla yaptığı konuşmada gizli. Rodrigo genç sanatçıya nasıl bu kadar güzel çalıyorsun ve ne hissediyorsun diye soruyor. Genç sanatçı da “Öğretmenime çalarken en çok hata yapmaktan korkuyorum ama kendime çalarken hiç bir şey düşünmüyorum ve çalmayı bitirdiğimde bir rüyadan uyanmış gibi oluyorum” yanıtını veriyor.

Bence iş hayatında hangi işi yaparsak yapalım başkası için değil kendimiz için yapmalıyız. Başkası için yaparken en basit kararları alırken bile  hata yapmaktan korkar ve sıradanlaşırız. Oysa kendimiz için yaptığımızda ruhumuzu katar ve yaptığımız işle bir anlam yaratırız.

Çok zor dediğinizi duyar gibiyim. Evet zor ama neden olmasın? En azından denemeye değer.    

Ayşegül Güngör

Not: Dizi müziklerinin listesini Spotfy’dan bulabilirsiniz.

 

 

No Comments