“The night of” Üzerinden İş Hayatına Bir Bakış

En kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır. Çünkü bir insan genellikle arzu ettiği şeyin gerçek olduğuna inanır.

Konfüçyüs

Bir yazı daha geride bıraktık. Yazın en sevdiğim yanlarından biri yaşamın içinde yapmaya fırsat bulamadığım şeyleri  yapabilmek için zaman yaratabilmem. Günler uzun olduğu için mi yoksa bir yaz insanı olmanın getirdiği bir şey mi bilmiyorum ama yaz her zaman en sevdiğim mevsim oldu.

Uzun yaz gecelerinde “The night of” isimli diziyi izlemeye başladık. Türkçe de sanırım ona en yakışan kelime “Gece Boyunca”. Aslında bir suç dizisi olmasına rağmen derinlemesine incelediği insan karakterleri nedeniyle bu dizi sanırım uzun süre aklımdan çıkmayacak.

Dizi bir partiye gitmek için babasının taksisini izinsiz alan başarılı bir Pakistan asıllı Amerikalı gencin bir gecede tesadüfen karıştığı olay nedeni ile kendini hapishanede bulmasını ve yargılanma sürecini anlatıyor. Bu dizinin diğerlerinden farkı aynı hayat gibi  iyi ve kötünün kesin sınırlarla ayrılmaması. Amerikan yargı ve polis sisteminin açıklarını ve bakış açısını da çok farklı anlattığını söyleyebilirim. Dizi boyunca herkesin kötü ve iyi yanını ve en önemlisi zaaflarını görüyorsunuz. Önyargının bizi sürüklediği durumlar hakkında da çok önemli bakış açıları sunuyor.

Bu dizi aynı zamanda iş hayatı açısından da çok önemli ip uçları içeriyor. Bir an önce mesaisini bitirip gitmek isteyen devriye polislerinin emin olmadan ifade vermelerinin yarattığı karmaşa günümüzde de işini bir an önce mesai saatine kadar yapmak isteyen kişileri hatırlattı bana. Emekli olmasına sayılı günler kalmış olan dedektifin davayı emeklilk tarihine yetiştirebilmek için soruşturmayı bir yol haritasına dayandırmadan acele bir şekilde kapatmak için kuralları görmezden gelmesi ve diğer suç unsurlarını hiç dikkate almamasının yarattığı sonuçlara iş dünyasında da rastlıyoruz. Bir an önce işi bitirmek için detaylı araştırılmadan hazırlanan stratejik planlar sonucu alınan kararların uygulanmasının yarattığı kaosu hepimiz yakından takip ediyoruz.

Günümüzde en önemli unsur hız. Bu hız ve çabuk olma her şeyi bir an önce yapma ve geri kalmama yüzünden başımıza o kadar çok şey geliyor ki  onları toparlamak için kaybettiğimiz zamanı hiç hesaba katmıyoruz bile. Özellikle alınan bu kararlar insan ile ilgiliyse bir çoğumuz gözümüzü kapatıyoruz. Dizide beni en çok etkileyen savcının daha deliller toplanırken davayı bir an önce açması için üstlerinin baskısına uğraması oldu. Neredeyse emekliğine yaklaşmış olan savcı tecrübesine ve içinde hala süphe taşımasına rağmen işini kaybetmemek için yanlış bir karara hayır diyemedi ve tüm delilleri bulduğu sanığa yönlendirdi. İş hayatında da bunun örneklerine rastlamak mümkün. Yanlış olduğunu bile bile sadece üstlerimiz dedi diye bir çok kararı uygulamıyor muyuz? Bunun altında biz uygulamazsak bizim yerimize uygulayacak başka bir kişinin olması ve bizim sahip olduğumuz işi kaybetme korkumuz yatıyor. Ya da aldığımız kararın yanlış olduğunu bile bile geri dönmemek adına veya başkalarına karşı hata yaptı pozisyonuna düşmemek için o yanlışta israr etmiyor muyuz?

İş dünyası farklı bir yöne veriliyor. Hızlı olmak ve ilk olmak adına bir çok şey planlanmadan yapılıyor. Zamanla analitik düşünme becerisi bir kenara itiliyor. Sadece projeyi gerçekleştirmek adına sonunu düşünmeden işe başlıyor ve  her şeyin olumlu yönüne odaklanıyoruz. Negatif bir insan gibi gözükmemek için şüphe duyduğumuz noktaları hiç dile getirmiyoruz. Sadece kağıt üzerindeki artı değere odaklanıyor ama bu artı değeri nasıl gerçekleştireceğimiz ile ilgili uygulanabilir detaylı bir plan yapmıyoruz.

Bütün bunların sonucunda önyargısı ile karar veren, elindeki işi bitirmek için uğraşan, kötü insan olmamak için yanlış olduğunu bile bile sesini çıkarmayan çalışanlar oluyoruz. Bir süre sonra kendimize yabancılaşıyoruz.

Bıçak kemiğe dayandığında da içinde bulunduğumuz sistemden kurtuluş yolunu kaçmakta arıyoruz. Bu nedenle dünyanın her yerinde bir çok çalışan ve yönetici iş dünyasının dışına çıkarak kendi ekosistemini yaratmaya çalışıyor. Oysa ki çözüm iş dünyasının içinde, kaçarak harcayacağımız enerji ve zamanı iş dünyasının yanlış giden çarklarını durdurmak için verdiğimizde daha iyi bir dünya yaratabileceğimizden eminim.

Bunun ilk adımı da yanlış karar aldığımızda dönüp ben yanlış yaptım diyebilmek. Aldığımız kararların sonucuna katlandığımızda ve kendi yaptığımız hataları kendimiz düzeltmeye başladığında daha iyi ve mutlu bir iş dünyası yaratmak mümkün.

İşte “The night of” kesin iyi ve kötüleirn olmadığı her kötünün iyi her iyinin de kötü olabileceğini gösterdiği için seyredilmeye değer. Belki diziyi izlerken benim kendimi gördüğüm gibi sizde kendinizi görebilirsiniz. Herkese iyi haftalar

Ayşegül Güngör

@AysegulGungor

aysegul.gungor@minervaedutech.com

 

 

No Comments