Fikirden Harekete: Kurum İçi Girişimciliği Hayata Geçirmek

 

Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez. - Andre Gide

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli yetinin geçmişi hatırlama ve hatırladıklarını kayda alma ve yazma olduğunu düşünüyorum.  Sahip olduğumuz bilgileri diğer canlılarda olduğu gibi sadece genetik kodla değil, okuyarak, öğrenerek ve uygulayarak ediniyoruz. Bu öğrenimin en kolay yolu da tarihi bilmekten geçiyor. Ne yazık ki tarih okullarda bizim çok severek okuduğumuz bir ders olamıyor. Bunda öğretim yöntemi mi  etkili bilemiyorum ama ben tarih eğitiminin karşılaştırmalı okutulmamasının büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.  Eğer karşılaştırmalı tarih okusaydık, tarihte yaşanan bir etkinin nasıl tepkiler doğurduğunu ve yeni açılımlara nasıl yol açtığını daha kolay analiz edebilirdik. Bu yıl okuduğum en ilginç ve zihin açıcı tarih kitaplarından biri Yuval Noal Harari’nin “Sapiens” isimli kitabı oldu. Bu kitabı satın aldıktan sonra bir arkadaşımın önerisi ile küçük bir bir okuma grubu eşliğinde, her bölümünü farklı disiplinlerden gelen arkadaşlarla okuduk ve zihin açıcı bir sürü tartışma yaptık. Kitap okuma etkinliği diye başladığımız küçük grubumuz farkında olmadan  bir inkübasyon grubuna dönüştü ve kitap okuma süresi boyunca kendi içimizdeki girişimci yanlarımızı keşfetmemizi sağladı.

İçimizdeki girişimciyi ortaya çıkarmak için üç şey gerekli. Birincisi farklı düşünebilmek. Farklı düşünebilmek için ise ilk başta cehaletimizi kabul etmek ve şu ana kadar tüm bildiklerimizi referans olarak almamak gerekiyor. İkincisi de gözlem ve matematik bilgisini kullanmak. Gözlem bilimsel düşünmenin ilk aşaması. Matematik ise gözlemlerin teorilere dönüşmesini sağlayan en önemli araç. Üçüncüsü ise yeni güçler elde etmek için çalışmak ve hayat boyu öğrenci olmak. Kolomb 1492 yılında bilinen haritanın ötesine gitmeye yelken açtı ve Amerikaya ilk ayak basan Avrupalı oldu. Peki onu ne zorladı da Kolomb bilinen haritanın ötesine geçmeyi istedi? Kolomb üzerine yazılan biyografilerde onun üç temel özelliği üzerinde duruluyor. Birincisi aristokrat bir aileden gelmediği için dışlanmış ve kaybedecek bir şeyi olmaması. Bu Kolomb’u kaybedecek bir şeyi olmayan tutkulu bir denizci haline getirmiş. Her zaman önündeki yolculuğa keşif amaçlı ve maceraperest bakış açısıyla değil potansiyel kazanç bakış açısısıyla bakmış. Bu yolculuğa çıkmadan önce de keşfinden elde edeceği kazançtan pay alacağına dair kraliçe ile anlaşma yapmış. Üçüncüsü de iyi bir denizci olup yeni denizcilik tekniklerini yakından takip etmesi, bilimsel analiz yeteneğinin olması ve her bilgiye ben biliyorum diye değil ne öğrenebilirim diye bakması. Bu üç koşul; kişilik özelliği, öğrenme yeteneği ve çevresel faktörler Kolomb’un bilinenin ötesine geçmesinde ve lider olmasında en önemli faktörler. Amerikanın keşfine karşılaştırmalı tarih açısından bakalım. İstanbul’un fethedilmesiyle birlikte İpek Yolu ve Baharat yolu Avrupalı tüccarlara kapandı. İstanbul’dan göç eden ressamlar ve sanatçılar da aynı zamanda Floransa’da Rönesans çağını başlattı. Kendi içinde ekosistem oluşturan ve girişimcilik fitilini ateşleyen Rönesans’ın etkisi bilime sıçradı ve yeni denizcilik tekniklerinin gelişmesinin önünü açtı. Bilimsel gözlem yöntemi ile denizciler, okyanus akıntılarını daha iyi öğrendiler ve karevelaların gelişimi ile rüzgarı kullanarak yeni denizler keşfettiler. Kolomb, tüm gelişmeleri takip ettiği ve öğrenmeye hevesli olduğu için kendi kişisel yeteneklerini çevresel faktörlerle birleştirdi ve çevresinde olup biten tüm fırsatları keşfedebildi. Bilimsel devrim ve onun etkisiyle teknoloji o kadar büyük bir hızla ilerliyor ki,  hızına yetişmekte zorlanıyoruz. En büyük yanılgımız ise sadece geçmişten gelen bilgilerimize güverenek hareket etmeyi tercih etmemiz. Oysa geçmişten bugüne gelen yol tek bir yoldur, bugünden geleceğe giderken yol çatallaşarak bizi sonsuz sayıda seçeneğin içinden tercih yapmaya zorlar. Biz de alışkanlarımızın esiri olarak bildiğimiz yoldan gitmeyi tercih ederiz, bilmediğimiz yolları denemek istemeyiz ve kendi girişimciliğimizin önünü tıkamış ve inovatif fikirlere kendimizi kapatmış oluruz. Geriye dönüp baktığımızda ise “Sonradan Anlama Yanılgısı” na kapılıp yaptığımız tercihlerden memnun kalmadığımızda nedenler üretiriz.

Kurumların günümüz iş dünyasında  hiç olmadığı kadar kurum içi girişimciliği geliştirmeye ihtiyacı var. Ben bu dönemi Rönasans öncesi döneme benzetiyorum. O dönemde ekonomik açıdan Avrupa hiç olmadığı kadar sıkıntıdaydı. Haçlı seferleriyle gelen hazineler bitmiş ve İstanbul’un fethiyle de tüm yollar kapanmıştı. Kaçınılmaz bir şekilde yeni bir şey yapmak zorundaydı ve Doğu’dan gelen bilim adamlarının ve sanatçıların etkisiyle Rönesans ortaya çıktı. Tüm bu etkenlere Kolomb ve İspanya Kraliçesi İsabella açısından bakarsak, günümüzde şirketlerin iç girişimciliği nasıl arttıracaklarını yönünde bir yol haritası çizmiş oluruz. İspanya Kraliçesi İsabella ile Kolomb’u buluşturan ve birlikte hareket etmelerini sağlayan en temel güdü ikisininde çaresizlikte buluşmalarıydı. Doğası gereği insan sadece çaresiz kaldığında kalıplarının dışına çıkar. Çaresizlik nedeniyle İsabella Kolomb’a yeni denizler bulma görevini verdi. Kolomb’ta aristokrat bir aileden gelmediği ve yaşamını sürdürmek zorunda olduğu için bu yolculuğu planladı. İkisinde de cesaret vardı. İkisi de bu cesareti bilimi ve teknolojiyi kullarak yeni bir iş modeli haline getirdi. Kolomb o dönemde Atlas Okyanusu geçmemiş ve geri dönememekten korkan denizcileri bir hedefe kitledi ve birbirinden nefret eden insanlardan bir takım yarattı ve  yol boyunca oluşan tüm aksilikleri sabırla çözümledi. Günümüz şirketlerinin kurum içi girişimciliği geliştirmesi için aynı Amerika’nın keşfinde olduğu gibi beş temel faktörün bir araya gelmesi gerekiyor. Bunlar: kaçınılmazlık , cesaret, yeni teknoloji, takım çalışması ve sabır Kaçınılmazlık ve çaresizlik bugünkü bilgilerimiz doğrultusunda gelecekte karar alamayacağımızı anlamamızla başlıyor. Bu çaresizlik duygusunu yeni bir şeyler öğrenme ve yapma için motivasyona dönüştürüyoruz. İşte burada cesaret devreye giriyor.  Teknolojiyi ve bilgiyi öğrendikçe yeni iş modelleri yaratıyoruz. Bu iş modellerini süreç haline dönüştürmek ve kar etmek içinde takım çalışması ve sabır gerekiyor. Tüm bunları sağlayan kurumlar kurum içi girişimciliği bir iş modeli haline getirmiş oluyorlar. Uzun ama zahmetli bir yol ama sonuç için herşeyi göze almaya değer. Tarihi farklı bir gözle okumakta yolun ilk adımı

Ayşegül Güngör @AysegulGungor

No Comments