Cam Tavan Sendromu

Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme
John Wooden

Geçen hafta Stajer (The Intern) filmini seyrettim. Günümüz iş yaşamında kuşaklararası farka, deneyimin önemine ve yeni iş yaşamına gerçekçi bir bakış açısı sunan film, sanatsal bir değer taşımasa da iş yaşamına ait film oscarları dağıtılsa en iyi film olarak seçilir diye düşünüyorum. Başrollerini Robert De Niro ve Anne Hattaway’in oynadığı film aynı şirkette 40 yıl çalışmış ve iş yaşamı boyunca tek hedefini emekli olmak ve eşiyle çalışırken yapamadıklarını yapmak olarak belirleyen, emekli olunca da eşini kaybeden Ben ( Robert De Niro)’in bir şirketin sosyal sorumluluk projesi kapsamında o şirkete emekli  stajer olarak girmesiyle başlıyor. 40 yıllık iş yaşamınından geriye kalan tek şeyin tecrübe olduğunu anlayan Ben bir şekilde şirketin kurucusu Jules (Anne Hattaway)’un özel asistanı oluyor. Ben’in alçakgönüllüğünün ve egosunu yönetme kabiliyetinin ona neler kazandırdığı ve onu nasıl başarıya götürdüğü bir başka yazı konusu.

Bu film bana kendi otuzlu yaşlarımı hatırlattı. İş hayatında başarılı olma kriterinin çok çalışma olduğu bir dönemde çalıştığım için çok şanslıydım. Rekabetin yoğun olduğu ama bilgininde çok değerli olduğu bir dönemde çalıştım. O dönemlerde bilgiye ulaşmak bu kadar kolay değildi. Bilgi ulaşılabilmesi zor ve değerli bir şeydi. Eşimle benzer işler yaptığımız için zamanımızın büyük bir kısmını öğrenmeye ayırıyorduk. Bu da bizi farklı kılıyordu. Çok erken yönetici oldum. İlk yöneticilik ünvanımı 1 Ocak 1994 yılında aldım. Yabancı bir bankanın tahvil masasının başı olmuştum. Direk genel müdüre bağlıydım ve 14 Ocak tarihinde Türkiye’nin en büyük krizlerinden biriyle karşılaştım.  Keşke filmdeki Ben gibi bir mentorum olsaydı. O dönemde belki daha az yıpranırdım. İş hayatım 2001 yılına kadar Türkiye’deki ve dünyadaki ekonomik krizlere karşı pozisyon alarak geçti. Aynı Jules gibi kafamı koyduğum her yerde uyuyor, işe gittiğimde ise neşeli olmaya özen gösteriyordum. Krizle birlikte bankacılık sektöründen ayrılınca kendi işimi yapmaya karar verdim. Tam 14 sene oldu.

O nedenle bu filme Jules üzerinden bakmak istedim. Jules iyi eğitimli, akıllı, yaratıcı bir iş kadını. 1,5 yıl önce pazarın gidişatını ve hem cinslerinin nelere ihtiyacı olduğunu iyi anlayarak bir internet sitesi oluşturmuş ve bir anda neredeyse milyona yakın bir kullanıcı kitlesine ulaşmış. Aynı zamanda da evli ve anne. Eşi  çalışmamayı ve evde kızlarına bakmayı seçmiş. Şirketin hızlı büyümesi, büyümeyle birlikte gelen  operasyonel sorunlar ve buna eklenen evdeki sorunlarla kendini çıkmazda hissetmeye başlıyor. Eşinin aldığı karar için kendini suçluyor ve kendini onun aldığı karardan sorumlu hissediyor. Bir yandan iyi bir anne ve eş olmaya çabalarken diğer yandan da kurduğu şirketin büyüme sancıları arasında kalıyor ve ailesinden vaz geçmek istemeği için işinden vaz geçmeye karar veriyor.

Dünyanın neresinde olursa olsun günümüz iş dünyası kadın yöneticiler için zor. Erkeklerden sadece yönetici olmaları beklenirken, kadınlardan hem yönetici, hem iyi bir iş kadını ve aynı zamanda mükemmel bir anne olmaları bekleniyor. Bir çok kadın “hem sızdıran boru sendromu (kadınların bilinçli olarak iş dünyasının dışında bırakılması)” hem de “cam tavan sendromu(kadınların üst düzey yönetici olması yönünde hem kendilerinin hemde başkalarının koyduğu engeller) ” yüzünden iş hayatından erken çekilmek zorunda kalıyor veya iş hayatına geç başlıyor. Savaşçı bir ruhunuz varsa dışardan size konan engeller ile savaşabiliyorsunuz ama sıra kendi kendinize koyduğunuz engellere gelince o zaman savaşmaktan vazgeçiyor ve kabullenmeyi tercih edebiliyorsunuz. Filmde Jules da başkalarının ona koyduğu engelleri tek tek geçerken sıra kendinin kendine koyduğu engellere gelince neredeyse vaz geçecek ve Ben’nin mentorluğu olmasaydı her şeyi bırakacaktı.

Kadınların iş hayatı ve özel hayat dengesini iyi kurabilmeleri için hata yapmaktan korkmamaları gerektiğini düşünüyorum. Her zaman her şeyde mükemmel olmak zorunda değiliz. Yardım istemeyi bilmeli, bilmediğimizi söyleyebilmeli ve mükemmel olmaktan vaz geçmeliyiz. Kendimizi küçük kutulara hapsetmek yerine cesur olmalı ve hata yapmayı göze almalıyız. Aynı anda mükemmel bir iş kadını, harika bir eş ve mükemmel bir anne olamayız. Ama başarılı bir iş kadını, iyi bir eş ve anne olabiliriz. Tüm rolleri mükemmel yapmaya çalıştıkça, aslında hiç birini tam olarak yapamadığımızı gördüğümüzde kendimizi yetersiz hissediyor ve birşeylerden vazgeçmeye başlıyoruz. İlk vazgeçtiğimiz genellikle öğrenmekten vazgeçmek oluyor. İş hayatında daha vasat pozisyonlara razı oluyor ve kendi cam tavanımızı kendimiz yaratıyoruz. Bu film kadınların kendi cam tavanlarını nasıl yarattıkları üzerine mükemmel bir örnek sunuyor. Film de Ben’in en önemli rolü Jules’a Jules’un kendi yarattığı cam tavanı nasıl kıracağını göstermesiydi bence.

Kadınların kendilerine yaptığı en büyük kötülüğün ise  herşey mükemmel yapma takıntısı ve bu takıntı yüzünden yarattıkları cam tavan olduğunu düşünüyorum. Mükemmelik sendromu bende de vardı. Ben herşeyi mükemmel bir biçimde yapmanın en güçlü tarafım olduğunu düşünürdüm ve mükemmel yapmak içinde kendimi parçalarcasına elimden gelen her türlü gayreti gösterirdim. Bir gün bu yolun beni başarıya götürmediğini aksine geri çektiğini fark ettim. Kendi kendimi çok çabalayarak her şeyi mükemmel yapmak zorunda olmadığıma ikna ettim. Yapamayacaklarıma odaklanmaktan vaz geçip yapabileceklerime odaklandım. Yaptıklarımı da ortama ve vasat bir şekilde yapmadım. Yapabileceğimin hep en iyisini yapmaya çalıştım. İlk adımı saat kullanmayı bırakarak attım. Böylece kendimi zamana değil, zamanı kendime ayarladım. Yaklaşık 12 yıldan beri kol saati kullanmıyorum ama her yere vaktinde yetişiyor ve her şeyi zamanında yapıyorum. Yapamadığımda yardım istemeyi, biri benden bir şey istediğiyse ve o an yapamıyorsam şimdi değil ama sonra diyebilmeyi, bilmediğimi sormayı öğrendim.

Kolay olmadı çünkü en büyük mücadeleyi kendime karşı verdim. Şu an bu savaştan galip çıktığımı düşünüyorum. Zor oldu ama size de tavsiye ederim. İş hayatında başarılı olmak için mükemmel olmak için kendini parçalamadan hep en iyiye nasıl ulaşırım diye düşünmenizi ve öğrenmeye her zaman açık olmanızı tavsiye ederim.

Herkese iyi haftalar

Ayşegül Güngör

@AysegulGungor

No Comments