Kendi “Habitus”umuza Ulaşmak

Ham adam, önünde olup bitenlere bakmakla yetinir, kültürlü adam hissetmek ister, düşünceye dalmaksa yalnız çok iyi yetişmiş adama zevk verir.

Wolfgang Van Goethe

Yıllar sonra ikinci üniversite okumanın keyifi bir başka oluyor. Yaş ilerledikçe yıllar önce dikkat etmediğiniz bazı konuların aslında ne kadar önemli olduğunun farkına varıyorsunuz. Daha önce ilgilinizi çekmeyecek kelimeleri yakalıyor ve anlamlarını kavramak için düşünmeye başlıyorsunuz. Benim içinde ikinci üniversite dönemi düşünsel ve kavramsal boyutta yeni konular öğrenmemi sağladı ve hayata bakış açımı değiştirdi.

Geçen hafta Mr.Sherlock Holmes filmini seyrederken aklıma Habitus kavramı geldi. Ritmi biraz ağır bir film olmasına ragmen ilginç konusu ve konuyu işleyişi ile benim için dikkate alınması gereken filmlerden biri oldu. Filmde  Dr Watson evlenerek Holmes’u terk etmiş ve Holmes yanlız kalmıştır. Tek başına ilginç davaları almaya devam etmektedir. Bu arada 2. Dünya Savaşı sona ermiştir ve Holmes 90 yaşındadır. Yavaş yavaş olayları hatırlamakta zorlanmakta, yaşadıklarının gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu yanılgısına düşmekte ve hatırladığı bir dava içinde vicdan azabı çekmektedir. Verdiği kararlarda rasyonel bakış açısıyla hareket ettiği için hiç zorlanmayan ve kararlarının doğruluğuna inanan Holmes, bir davasında kendisinden yardım isteyen genç bir kadına yaptığı tavsiye sonucunda kadının intihar ettiğini öğrenir ve rasyonel davrandığı için kendini suçlar. Kendi kültürel sermayesinin her zaman farkında olan Holmes yıllar geçip yaşlandıkça aslında sadece rasyonel davranarak sonuç alamayacağını ve sosyal sermayesini de kullanması gerektiğinin farkına varmıştır. Benim için filmin en ilginç tarafı Holmes’un 90 yaşında da kendini geliştirmeye, sorgulamaya açık olmasıydı. Sosyal sermayesini kullanmaya başladığında ve bu becerisini kültürel sermayesi ile birleştirdiğinde kendi “habitus”una ulaşmıştı.

Kökeni Aristo’ya kadar dayanan ama sosyoloji literatürüne Pierre Bourdieu ile giren Habitus belli bir dünya görüşüne işaret eden yaşam tarzı anlamına geliyor. Bourdieu’ya göre habitus kavramının kökeni ve şekillenmesi aile ve okulda başlıyor.  Habitus üç çeşit sermaye ile ilişkili. Birincisi kişinin sahip olduğu finansal kaynaklar yani “Ekonomik sermaye” ikincisi kişiler arası ilişkiler ve toplumsal bağlar ile ifade edilen “Sosyal sermaye”. Üçüncüsü ise kültür kavramı içinde tanımladığımız müzik, edebiyat, tiyatro, spor  ve güzel sanatlardan oluşan ve aynı zamanda iyiyi ve kötüyü ayırdığımamıza yardım eden “kültür sermayesi”. Bu üç sermaye bir araya geldiğinde hayattaki yerimizi buluyor ve yaşam amacımızı da keşfediyoruz. Ben kendimce Habitus kavramını kendini bilme sanatı olarak tanımlıyorum. Habitusumuzun farkına vardıkça ve onu kullandıkça   olasıklıklar karşısında veya zorluklarla karşılaştığımızda çözüm üretme yeteneğimizi geliştiririz. Habitusumuzu geliştirdikçe karşılaştığımız tüm değişikliklere uyum sağlama yeteneğimiz artar. Habitusu geliştirmekte ancak kültürel sermayenin gelişimiyle mümkün.

Ailelerimizdeki yaşam tarzı bizim ilk alt kültürümüzü ve davranış tarzımızı oluşturuyor. Yaşamda ilerledikçe bu yanlı bakış açımızla her şeyi kendimize göre değerlendiyoruz. Kendimize göre değerlendirdiğimiz için sosyal sermaye oluşturamıyoruz. Çünkü sosyal sermayeyi oluşturmak için yansız düşünebilme ve bir arkadaşımın bana hep hatırlattığı gibi“kime göre neye göre” sorusunu devamlı sormak lazım. İş hayatına başladığımızda ilk hedefimiz ekonomik sermaye sağlamak oluyor. Sadece ekonomik sermayeye odaklandığımızda ve sosyal sermayemizi sadece ekonomik sermayemiz için kullanmak istediğimizde sosyal sermaye ve kültürel sermaye gelişemiyor.

Kültürel sermayede yaşamdan zevk almak ve öğrenmeye açık olmakla gelişiyor. Hiç dinlemediğimiz bir müziği duyduğumuzda kulakları kapatmak yerine dinlemek ve fark etmek, okumaktan sıkılacağımızı bilerek bir kitabı gerçekten okumaya çalışmak, iş hayatında işimizle ilgili teorik bilgimizi aman ne işime yarayacak ki diye düşünmeden geliştirmeye çalışmak kültürel sermaye oluşturma da ilk adım. Günümüzde ne yazık ki herşeyi çabuk tüketiyoruz. Çabuk tükettiğimiz içinde yaşadıklarımız, dinlediklerimiz ve okuduklarımız üzerinde derinleşemiyoruz. Derinleşememekte kültürel sermayenin gelişmesinin önündeki en önemli etkenlerden biri. En azından ben kendi adıma bu konuda önemli yol kat ettiğimi söylebilirim. İkinci üniversite olurken girdiğim sınavlarda aman ne olacak soruları çözerek ve eski sorulara bakarak girerim demek yerine tüm kitapları sonuna kadar okumayı tercih ettim ve kendim için içinde gelişeceğim yeni bir dünya keşfettim.

Habitus için bu üç sermayenin katmanlar halinde iç içe geçmesi gerekiyor. En üsteki katman ise kültürel sermaye olarak tanımlanıyor. Eğer kültürel sermayemiz olmazsa sosyal sermayemizi hiç  oluşturamıyoruz. Sherlock Holmes kitaplarını okuyanlar Holmes’un kültürel sermayeyi nasıl kullandığını çok iyi bilirler. Kendisiyle görüşen herkesin konuşmasından hangi kitapları okuduğunu, giyim tarzından nereli olduğunu anlayacak kadar yetkinlik sahibi olması davaları çözmesindeki en önemli aracıdır.

Bu arada habit ile habitusu karıştırmamak gerekir. Habit sahip olduğumuz ve bizim yaşamımızı kolaylaştıran alışkanlıkların tümü. Aynı gece karanlıkta eve geldiğimizde anahtarla kapıyı açtıktan sonra elektrik düğmesinin yerini karanlıkta bulabilmek gibi. Habitus ise ekonomik, sosyal ve kültürel sermayeyi aynı anda kullanarak kişisel alanımızı oluşturmak ve tanımadığımız bir yerde karanlıkta kaldığımızda iç güdümüzle ve düşünce sistemimizle elektrik düğmesinin yerini bulabilmek. Bu üç sermaye ile bütünleştiğimizde ve alışkanlıklarımızın esiri olmadığımızda aynı Mr. Holmes filminde olduğu gibi olan ve olacak hiç bir değişikliğin bizim aleyhimize gelişmemesini sağlamak mümkün.

Habitus’u geliştirmenin ilk adımı yaptığımız her şeyi öylesine değil, en iyi biçimde yapma alışkanlığını kazanmaktan geçiyor. Sosyal ilişkilerimizi de ekonomik çıkar gözetmeden sürdürmek diğer bir adım. 2016 yılı için kendi yapılacaklar listeme kendi habitusumu geliştirmeyi ve kullanmayı ekledim. Size de tavsiye ederim. Sanırım Ataol Behramoğlu aşağıdaki dizeleriyle Habitusu çok güzel anlatmış. Herkese şimdiden çok güzel bir yıl dilerim.

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

@aysegulgungor

aysegul.gungor@minervaedutech.com

No Comments