Yönetim Kültürü Üzerine – 1

Bugün bir okuyucu yarın bir lider
Margaret Fuller

https://soundcloud.com/user-354782620/i-s-bi-rli-g-i-ve-rekabet

 

1977 yılından üniversiteye kadar olan yaz tatilerimin çoğu Yalova’daki yazlığımızda geçti. Uzun yaz tatillerinde aylaklığın tadını çıkarırken zamanımın büyük bir bölümünü de kitap okumaya ayırırdım. Biraz da maceracı bir yanım olduğu için genellikle macera ve polisiye kitapları seçer ve onları okurdum. O yıllarda beni en çok etkileyen kitaplardan biri de Jules Verne’nin “İki Yıl Okul Tatili” olmuştu. İlk okuduğumda sanırım 12 yaşındaydım. İki yıl okul tatili limanda eğitim gemisi olarak duran Shoughi yatının içinde bir gece geçirecek olan yaşları 8 ile 15 arasında değişen çocukların geminin halatının kopması sonucu kendilerini açık denizde bulan ve fırtınaya yakalandıktan sonra da ıssız bir adada verdikleri iki yıl süren yaşam mücadelelerini anlatır. Bu mücadele sonucunda hayatta kalmayı, kişilik çatışmalarıyla baş etmeyi ve gruplaşmayı yaşarlar. Aynı adayı, aynı koşulları paylaştıklarını unutarak, lider olmak için birbirirleriyle kıyasıya mücadele ederler, hatta birbirlerine zarar verirler. Bir gün adaya başka bir sandalda baygın bir korsan gelir ve hepsini yok etmek ister.   Ortak bir düşmanla da karşılaşınca   hayatta kalmak için iş birliği yapmayı öğrenirler ve adadan kaçmayı başarırlar.

İki yıl okul tatili bir macera romanı gibi gözükse de aslında bir şirket yönetimini ve liderlik becerisini anlatmaktadır. 20. yüzyılın en önemli psikolog ve sosyologlarından olan Muzaffer Şerif, Jules Verne’nin hayal gücüne dayanarak karakterlerin duygularını ve düşüncelerini bizim hissetmemizi sağlıyacak şekilde sanki yaşıyormuşcasına yazdığı romanı bilimsel bir deneyle ispatlamış, grup ilişkileri ve çatışma teorilerine yepyeni bir bakış açısı getirmiştir. “Hırsızlar Mağarası” adını verdiği deneyi ile gruplar arasındaki ilişkinin, sürtüşmenin, iş birliği ve ortak hedeflerle nasıl bir üst hedef haline getirildiğini anlatır. Önce yaklaşık aynı geçmişlere sahip hatta özel hayatında birbiriyle aynı çevreden gelen ve yakın arkadaş olan deney grupları seçilir. Gruplar arasında rekabet ortamları yaratılarak deney boyunca gruplar karşı karşıya getirilir. En sonunda her iki grubunda birlikte yerine getireceği bir üst amaç yaratılır ve yaratılan bu üst amaçla gruplar arası çatışmanın ortadan kalktığı gözlenir. Böylece “Gerçekçi Çatışma Kuramı” teorisi ortaya çıkar.

Survivor’ın sadece Türkiye’de değil dünya da da en çok seyredilen programlardan biri olması kurallarının Muzaffer Serif’in Hırsızlar Mağarası’na dayanması sanırım. Günümüz iş dünyasına baktığımızda iki yıl okul tatilinde olan her şeyi görmek mümkün. Kurumlar ortak bir hedef kitlenmedikçe veya kurum için ortak bir düşman yaratılmadıkça kurum içi çatışmayı önlemek neredeyse imkansız. İnsanın doğasında var olan kaynağı tarım devrimine kadar giden direnç ve elindekini koruma iç güdüsü çatışmanın temelidir aslında. Elimizdekini korumak için savaş verdiğimizde elimizdekilere o kadar odaklanıyoruz ki kaybettiklerimizin farkına varmıyoruz. Bu nedenle de iş birliğine yanaşmıyor çoğunlukla işbirliğinden yanaymışız gibi görünüyoruz. Böylece delege etmeyi tercih etmiyor ve alan kaybetmemek için her şeyi kendimiz yapmaya çalışıyoruz.

Aynı İki Yıl Okul Tatili’ndeki gibi ortak bir düşmanla karşılaştığımızda ve düşman bizin yaşam alanımızı tehtit ettiğinde onu yenebilmek için iş birliği yapıyoruz. Kurum içi işbirliğini sağlayabilmek için ortak düşman yaratabilenler iyi liderler ve yöneticiler olarak ortaya çıkıyor. Bu düşman bazen başarızlık, bazen pazar payı, bazen de rakip şirket oluyor. Yöneticiler genellikte en kolaydan başlamayı seçiyor ve ortak düşmanı rakip şirket olarak gösteriyorlar. Kurum rakip şirketi yok etmeye o kadar odaklanıyor ki, çoğunlukla o şirketi yenerken sektöre de zarar verdiğini düşünemiyor. Sonuçta rakip şirket yok oluyor ama çoğunlukla  kendisi ve içinde bulunduğu sektörde derin yara alıyor; başkaları tarafından bu sefer kendisi açık hedef haline geliyor. Eğer vizyonu olan ve işbirliği kültürü yaratabilen bir lider varsa o zaman ortak hedefler daha akılcı olarak seçiliyor. Kurum içi inovasyon ortaya daha kolay çıkıyor.

William Golding Jules Verne’den tam 66 yıl sonra yazdığı Sineklerin Tanrısı’nda da aynı İki Yıl Okul Tatili’ndeki gibi bir kaza sonucu adaya düşen bir grup çocuğun  ortak ve üst bir hedef olmadığı durumda birbirlerini nasıl düşman olarak gördüklerini ve korkunun içlerindeki kötüyü nasıl ortaya çıkarttığını çok güzel anlatır. Yaratıcılıkları ölmüş ve korkunun esiri olmuşlardır.

En kolay yönetim şekli böl ve yönettir. Bunun için çok bir çabaya gerek yok, biraz dedikodu, ortak bir düşman ya da korku yeterli. Asıl zor olan bir vizyon ve ortak bir hedef oluşturarak yönetmek. Bunun içinde bu sıcak yaz günlerinde, Muzaffer Şerif’in Hırsızlar Mağarası deneyini, hemen ardından  İki Yıl Okul Tatili’ni ve Sineklerin Tanrısı’nı ardarda okumanızı öneririm. Hatta gemi ve kazazedelerin sığındığı adayı kendi kurumunuz olarak da düşünebilirsiniz. Daha da ileri giderek roman karakterlerinin yerine kendi çevrenizdeki insanları koyabilir ve okumayı daha eğlenceli hale getirebilirsiniz. Böylece kendi kurumunuzda hangi liderlik türünün daha baskın olduğunu ya da değişmesi gerekenin ne olduğunu keşfedebilirsiniz. Keşfedince ne olacak demeyin. İşte bu nokta kurum içi inovasyonun başladığı yerdir.

Düşüncelerinizi benle de paylaşırsanız çok sevinirim.

Herkese iyi okumalar.

Ayşegül Güngör

@AysegulGungor

aysegul.gungor@minervaedutech.com

https://soundcloud.com/user-354782620/i-s-bi-rli-g-i-ve-rekabet

 

 

 

No Comments