Liderlikte Refleksivitenin Önemi

Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin

Sun Tzu

Refleksivite tanımı ile ilk olarak sermaye piyasalarında aktif yöneticilik yaptığım dönemlerde 2000’li yılların başında George Soros’un Açık Toplum kitabını okurken  tanışmıştım. George Soros bu teorisinde  piyasaların dinamik bir yapısı olduğunu; bu dinamik yapının genel makro ekonomi denge modeli ile uyum sağlayamadığını, bunun yerine piyasaların kaos teorisi içinde bir denge oluşturduğunu, asıl dengenin kaos içinde meydane geldiğini, dengenin statik değil, dinamik olduğunu savunuyordu. Soros’a göre yatırımcıların piyasa hakkındaki bilgileri hem taraflı hem de eksiktir. Bu nedenle fiyatlar gerçeği yansıtmaz. Piyasa katılımcıları gerçeği rasyonel olarak değil kendi bulundukları duruma göre değerlendirirler. Diğer taraftan piyasa hareketleri de bu algılamalardan etkilenerek şekillenir. Piyasanın bu akışı da yatırımcıları tekrar etkiler. Böylece iki taraflı bir ilişki çıkar.

Sosyolojiye refleksivite tanımı Harold Garfinkel ile girmiş. Garfinkel’a göre refleksivite en genel anlamıyla bir şeyin kendi kendisine geri dönmesini ifade ediyor. Garfinkel bu teorisinde bir toplumun üyelerinin sürekli olarak belirli etkinliklere ve durumlara bunların altında yatan kalıplar açısından baktığını ve daha sonrada bu kalıplara ve durumlara inanarak bu kalıpların doğruluğunu onayladığını savunuyor.

Soros’un finanstaki refleksivite teorisi ile Garfinkel’ın sosyolojideki resleksivite teorisi iki farklı kulvarda gözükse de büyük bir benzerlik gösteriyor aslında. Biri finansal piyasaların verdiği tepkiler üzerine teori geliştirirken, Garfinkel insanların birbirileri ile iletişiminde gösterdiği davranışlar  üzerine bir teori oluşturmuş.

Ben iş hayatında Rekleksivite teoremini çok kullandığımızı düşünüyorum. Kendi kalıplarımızı oluşturuyor ve sonra da oluşturduğumuz kalıpları rasyonelleştirmeye çalışıyoruz. Çoğunlukla kendi olmazlarımızı ve olurlarımızı yaratıyor sonra da kendi yarattığımız algıları kendi gerçeğimiz olarak kabul ediyoruz. Eğer yarattığımız kalıplar bireysel faydacı yaklaşımdan uzak ve genele faydalı bir yaklaşım ise bu kalıpları rasyonelleştirdiğimizde kalıcı bir toplumsal fayda ve kurum kültürü yaratmamız mümkün.

Liderlikte en önemli davranış bence bir vizyon yaratmak ve bu vizyona kurumdaki herkesi inandırmak. Tarihte geriye dönüp baktığımızda en büyük liderlerin birbirlerinden farklı düşünen grupları aynı vizyon altında toplayabilen kişiler olduğunu görüyoruz. Büyük İskender vizyon yaratma ve inandırma kabiliyeti ile Hindistan’a kadar gitmişti. Fatih İstanbul’u fetedeceğine o kadar inanıyordu ki, ona karşı olanlar bile onun vizyonuna inandıkları için o vizyonu gerçekleştirmek için seferber olmuşlardı. Büyük lider Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı kazanma vizyonu o kadar büyüktü ki, okuma yazma oranının çok düşük olduğu ve doğru dürüst iletişim olmadığı bir dönemde tüm Anadolu’yu kurtuluş vizyonunun altında toplayabildi.

İş dünyası için de durum değişmiyor aslında. Önemli olan liderin kendi ile çelişmeyen bir yönetim modeli oluşturması ve bu modeli uygulaması, Garfinkel’ın sosyoloji de Soros’unda finansta uyguladığı refleksivite teoremine göre doğru adım atıldığında ve adım atanın bu adımı bilerek ve inanarak attığına inanıldığında grup hemen kendine yeni bir denge modeli yaratıyor ve atılan adımı rasyonelleştiriyor.

Olumlu rasyonelleşme halinde liderin istekleri ile karşı tarafın istekleri birleşerek kartopu etkisi yapıyor. Hem kurum hem de çalışanlar başarılı oluyor. Atılan adım inandırıcılıktan uzak ve karşı taraf bu adımı sadece liderin kişisel başarısını tatmin edecek bir adım olarak görülüyorsa, rekleksitive teoremi gene işliyor. Karşı taraf hiç bir şey yapmıyarak hatta pasif direnişle bir karşı tepki oluşturuyor. Açıklanan vizyonlar ve yapılacaklar kağıt üstünde kalıyor ve uygulanmıyor. Başarı için adılan adım boomerang etkisi gibi başarısızlık olarak geri dönüyor.

Reklesivite teoremini kullanarak iş hayatında başarılı olmanın yolu da sağduyuyu kullanmaktan geçiyor. Ben liderim her şeyi bilirim yerine ben nerde yanlış yaptım neyi anlatamadım diye kendinize sorduğunuzda, kendinize dürüst bir cevap verebiliyorsanız bu teoriyi kullanarak her durumda başarılı olabilirsiniz. Aksi halde ben mükemmelim ama beni anlamıyorlar diyerek yarattığınız çember içine kendinizi kapatır her zaman doğru zamanın gelmesini beklersiniz.

Eski bir trader olan Alexsander Elder’ın “Trading for A Living” adlı kitabında “Doğru piyasa ve doğru zaman da para kazanan trader yoktur. Doğru zamanı algılayan ve yaratacağı etkiyi doğru hesaplayabilien trader vardır.”der.

Bence doğru lider ve doğru şirket yoktur. İçinde bulunduğu kurumu doğru algılayan, kapasitesini doğru yönetebilen, attığı adımın geri dönüşünü hesaplayabilen ve hedeflerini karşı taraf gözünde rasyonelleştirebilen  kişi liderdir.

Herkese iyi haftalar

 Ayşegül Gungor

No Comments