Endurance’ın Sıra Dışı Hikayesi

A

mudsen’nin Güney Kutbunu keşfinden sonra. Antartika yolculuklarının büyük tek bir amacı kaldı, o da bir denizden diğerine Antartika Kıtası’nı geçmek. Dinmek bilmez endişe ve gerginlik dolu uzun aylardan sonra, umudun yükseldiği zamanlar ve genel görüntünün gerçekten kötü olduğu zamanlardan sonra, artık doğrulmaya dair bütün umudun ötesinde, parçalanan gemiyi terk etmeye mecbur kaldık. Hayattayız, iyi durumdayız, kumanyamız ve önümüzde bizi bekleyen görev için malzemelerimiz var. Görev, keşif yolculuğunun bütün üyeleri ile beraber karaya ulaşmak: Neler hissettiğini yazmak zor.

Sir Earnest Shackleton

İş dünyasının tarihine baktığımızda genellikle başarı hikayeleri ile dolu olduğunu görüyoruz. Bu hikayeler yeni şirket kurulumları, bir şirketin başarılı satışı, zarar eden bir şirketin nasıl kara geçtiği, pazar payını nasıl yükseltiği ve CEO’ların fırsatları nasıl gördüğü üzerine yazılıyor.

Bütün bu hikayeleri okuduğumda ortak noktanın başarı kriterinin temel finansal hedef olan hissedar değerini maksimuma getirmek olduğunu görüyorum. Hissedar değerini maksimuma getirmek kısa vadeli hedefler koyarak onları gerçekleştirmekle yapılabilir. Ama sürdürülebilir karlılık ve hissedar değerini daha da arttırarak şirketin kar etmesini sağlamak ise başarılı bir insan kaynakları yönetimi, gerçekçi bir vizyon, bu vizyona yönelik uzun vadeli planlar ve planları gerçekleştirecek yönetici ve liderlerle mümkün.Peri masallarında tüm hikayeler mutlu sonla bitiyor ama şirketler için hayat masallarda olduğu gibi bitmiyor, hayat devam ediyor.

Hepimizin aklında masallardaki pamuk prensesi prensin hayat öpücüğü ile uyandığı sahne var, masal bizim için orda bitiyor diye düşünüyoruz ama pamuk prensesle prens evlenseler mutlu olacaklarmıydı bilmiyoruz. Şirketler ve liderlerle yazılan tüm hikayeler de böyle; bizi en can alıcı noktasında liderin ve şirketin en başarılı olduğu anda hikayeyi sonlandırıyorlar, ya o şirket yaşasaydı ya da o yönetici ölünceye kadar o şirketin başında kalsaydı ne olurdu diye hiç düşünmüyoruz.

Okuduğumuz başarı hikayelerine bir de bu gözle bakmıyoruz.  Açıkçası bende Sir Earnest Shackleton’la tarihin sayfalarında karşılaşıncaya kadar tamamiyle başarı hikayelerine odaklanmıştım.  Bu sene her anne gibi oğlumun bir projesine fikir vermek için keşifler ve icatlar aksiklopedisini karıştırıken Sir Earnest Shackleton’a rastladım. Hikayesi beni çok etkiledi ve sayesinde tarihin gizli kalmış sayfalarında gizli kalmış bir sürü isimsiz kahramanla tanıştım ve hayat hikayesini paylaşmak istedim.

Shackleton Güney Kutbunun Amudsen tarafından  keşfinden sonra Antartika’ya dayanıklılığın sınırlarını zorlayan bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk 1914-1916 yılları arasında gerçekleşir. Shackleton büyük hedeflerle çıktığı  bu yolculukta hedefini gerçekleştiremez ama tarihin tozlu sayfalarına vahşi doğaya karşı nasıl cesaret gösterileceğini, bir liderin zorluklarla nasıl başa çıktığını ve değişen şartlarda nasıl farklı liderik özellikleri gösterilebileceğini anlatan muhteşem bir liderlik manifestosu yazar. Bir önceki yazımda ( Yöneticilikte Mitos’tan Logos’a)  belirttiğim gibi Sir Shackleton kendi Logos’unu yaratmış ve tüm mürettebatın hayatını kurtarmıştır.

Earnest Shackleton 1874 yılında İngiltere’de kalabalık bir ailenin çocuğu olarak keşifler çağında doğar. O dönemde yaşayan her sağlıklı İngiliz’in yaptığı gibi gemicilik sektörüne yönelir ve 1901 yılında Robert Scott ile birlikte Antartika’ya keşif gezisine çıkar. Ne yazık ki yolda hastalanır ve geri dönmek zorunda alır. İyileştiktikten sonra 1907 yılında Antartika’ya doğru yola çıkar ama şansızlık yakasını bırakmaz ve Güney Kutubu’na 180 km kala geri dönmek zorunda kalır. Amudsen’in Güney Kutubu’na ulşamasından sonra 1914 yılında 27 adamı ile birlikte Enderunce gemisi ile Antartika’yı bir baştan bir başa geçmek üzere yola çıkar.

Nasıl farklı bir lider olduğunun ip uçlarını Alfred Lansing’in Enderunce kitabını okuyunca çok daha iyi anlıyoruz. Gemisine alacağı mürettabatla yapmış olduğu işe alım görüşmelerini çağının diğer gemi kaptanlarının aksine  kendisi yapmıyor ve o ana kadar gemilere alınan mürettabatta teknik bilgi ve beceri aranırken, Shackleton bu becerilerin yanında  adaylara varisleri olup olmadığını, oyun oynamayı , şarklı söylemeyi, hikaye anlatmayı sevip sevmediklerini sorarak ekip arkadaşlarını seçiyor.

Adayların hem teknik bilgi bakımından hemde uzun süre bir arada kalabilecek ve bir ekibin parçası olabilecek kişilerden oluşmasını temel kriter olarak alıyor. Uzun süre karaya çıkmadan birbirleriyle iletişim kuracak ve birbirlerinden sıkılmayacak insanlardan oluşan bir ekip olursa hedefe ulaşılabileceğini düşünüyor.

Nihayet 26 kişilik kadroyu seçiyor ve Ağustos 1914’de yola çıkıyorlar. 1914 Kasımında Güney Georgia Adası’ndaki balina avcıları merkezine varıyorlar.kış iyice kendini göstermeden önce Varsel körfezine varmayı planlıyorlar. Hedef keşif gurubunu karaya çıkarmak ve gemi personeli kışı geçirmek üzere Güney Georgia Adasına geri dönmek.
Kalan keşif grubunu da işleri bitince Aurora isimli başka bir gemi alması planlanmış.

Ne yazık ki doğa kusursuz planın uygulanmasına izin vermiyor ve Enderunce yoğun buz kütleleri arasında savrulduktan sonra büyük bir buz kütlesine sıkışıp ve hareketsiz kalıyor. Tüm gemi personeli akıntının buz kütlesini ve tutsak olmuş gemilerini gitmek istedikleri yönden çok uzağa götürmesine seyirci kalıyor. Kutup bölgesinin bilinmezliğini iyi bilen Shackleton gemiye bol miktarda yiyecek, kömür ve giysiler stokladığı için üşümüyor ve aç kalmıyorlar.

Ayrıca etraftaki foklar da taze et ihtiyacını karşılamalarına yardım ediyor. Bir süre sonra geminin kolay kolay buz kütlesinden kurtulmayacağını anlayan personel, hedef olmayınca can sıkıntısından ve hayatta kalma korkusuyla yılgınlık ve umutsuzluğa kapılıyor. İşte burada Shackleton nasıl bir lider olduğunu bir kere daha görüyoruz. Öncelikle herkese uygun bir iş yaratıyor ve enerjilerini yapıcı işlerle harcamalarını sağlıyor. Daha sonra takım bilincini kuvvetlendirmek için eğlence ve spor aktiviteleri planlıyor ve kendisi de tüm aktivitelere katılıyor.

Daha önceden kendi grupları içinde kalmaya özen gösteren ve sadece kendi grupları ile iletişim kuran subaylar, denizciler ve bilim adamları, eğitimsel, mesleki ve sınıf farklılıklarını bir yana bırakarak bir arada yaşmaya ve birbirlerine yardım etmeye başlıyorlar. Tayfalar bilim adamlarına örnek toplamada yardımcı olurken tüm gemi personeli ünvana bakmadan sırayla dümene geçiyor ve nöbet tutuyor.  Kısa sürece ekip içindeki uyum ve motivasyon artıyor.

 

Shakleton tüm bunları yapar ve planlarken herkesle teker teker konuşmaya, tüm personeli ünvanına bakmadan motive etmeye odaklanıyor. Çatışmaları çözmek için gerektiğinde katı olmayı ve acı kararlar almayı da yapabildiği için tüm çalışanları tarafından bir lider olarak benimseniyor.

Bu arada zaman ilerliyor gemi akıntıyla kuzeye doğru hızla süreklenmeye devam ediyor. Fokların sayısının azalmasıyla taze et ihtiyacı da baş gösteriyor. Kuzeye doğru gittikçe hava ısındıkça buz kütleleri gemi içinde yarık açacak kadar tehlikeli hale geliyor ve Shakleton gemiyi tahliye etmek zorunda kalıyor. Büyük zorluklarla fil adasına çıkıyorlar ve asıl sorunla karşılaşırlar. Kurtulmak için Güney okyanusu geçmek zorunda olduklarını anlıyorlar ama mürettabatın tamamının bunu başaramayacağını görüyor. Shaklaton kendisi ile birlikte 5 kişilik bir ekip seçer ve kurtarma sandalı ile yardım getirmek için yola çıkıyor. Mürettebatın büyük bir kısmı geride kalıyor. 17 gün sonunda karaya ulaşıyorlar. Ekipteki 3 kişi dağları aşacak gücü kendinde bulamıyor ve kara da beklemeyi seçiyor. Shakleton kalan iki kişi ile dağların üstünden 30 millik bir yürüşe başlıyor ve 36 saat sonra balina avcılarının merkezine ulaşıyor. Hemen geride kalan 3 adamının kurtarılasını ayarlıyor ve geride kalan mürettebatını kurtarmak için 4 aylık bir yolculuğa çıkıyor.

Nihayet oraya vardığında tüm personelin hayatta olduğunu görüyor. Tüm personeli sanki o oradaymış gibi işlerine sahip çıkmış, kendi içlerinde yeni bir çalışma zinciri yaratmış, örnek toplamaya devam etmiş ve motivasyonlarını kaybetmeden liderlerinin geri gelmesi beklemişler.

Sir Shakleton’nun ve Endurance mürattebatının hikayesi, keşifler tarihinde başarılarla dolu bir altın sayfa olarak yazılmamıştır ama bir yöneticilik modeli olarak mükemmel bir hikayedir. Sir Shakleton liderlik mitoslarında kalmamış ve kendi Logos’unu yaratmıştır. Yarattığı Logos’a tüm mürettebat inanmış o olmadan sanki o ordaymış gibi kendi işlerine ve hayatlarına sahip çıkmışlardır. Yokluğunda bir liderlik boşluğu oluşmamış, kimse onun yerine geçmeye çalışmamış ve çatışma yaşamadan hayatta kalmayı başarmışlardır.

Ben bu hikayeden;

Liderliğin tek bir yönteminin olmadığını,

Otorite sağlama yolunun korku yaratmakla değil, ekibi inandırmakla oluştuğunu,

Liderin en önemli görevinin bir ekibin güçlü yanlarını ortaya çıkarmak olduğunu,

En büyük başarının herkesin kendi kendinin lideri olduğunu zaman ortaya çıktığını öğrendim.

Herkese iyi haftalar

Not: Aşağıdaki linkten ENDURANCE ve Sir Shackleton’nun sıra dışı hikayesini izleyebilirsiniz.

http://https://www.youtube.com/watch?v=oyQRHHHXntc

No Comments