Pes Etmemek

Öyle bir an gelir ki her şeyini kaybettiğini zannedersin, yapacak hiç bir şey kalmamış gibi gelir. Çaresizsindir çünkü çıkış yolu yoktur. Böyle durumlarda bazıları pes eder bazıları nedendir bilinmez yola devam eder.
Robert Redford

Robert Redford’u çok severim. Çocukluğumun tek kanallı televizyonunda onun oynadığı filmleri kaçırmamaya çalışır ve hepsini bir solukta izlerdim. Hala da tüm filmlerini kaçırmamaya çalışıyor ister yönetmen koltuğunda olsun ister oyuncu hepsini seyretmeye gayret ediyorum. Robert Redford’un son filmi “Sona Doğru” beni resmen oturduğum koltuğa hapsetti. Film Hint okyanusunda tek başına seyahat eden bir adamın uğradığı kaza sonucunda hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Filmin konusundan kısaca bahsedersek; Tek başına bir geziye çıkan bir adam bir gemiden düşen konteynerın yatına çarpması sonucu bilincini kaybeder. Uyandığında bilinci yerinde değildir ve başına ne geldiğini yavaş yavaş hatırlamaya başlar. Yön bulmasına yardımcı olacak her türlü ekipmanını ( telsiz, navigazyon vb..) kaybetmiştir, ya ölmeyi bekleyecek ya da  sahip olduğu tüm bilgiyi hatırlayarak hayatta kalacaktır. Bütün macerada hayatta kalmayı seçmesiyle başlar.

Aslında konu hiç birimize yabancı değil. Ernest Hemingway’in “Yaşlı adam ve deniz” romanında ve geçen sene vizyonda oynayan “Pi’nin yaşamı”nda aynı konunun izlerini sürmek mümkün. Bence bu filmi diğerlerinden ayıran temel özellik filmdeki karakterin bir şeye karşı değil sadece hayatta kalabilmek için mücadele etmesi, bilincini kaybettiği için o ana odaklanması ve geçmişin onda boş bir sayfa olması. Oysa hem Pi’nin yaşamında hem de Yaşlı Adam ve Deniz’de  Pi ve Santiago’nun kendilerinden başka bir şeye karşı savaşıyor ve mücadele ediyorlar.

Yaşlı Adam ve Deniz’de Santiago isimli denizcinin Küba açıklarında sandalıyla denize açılması ve bir kılıç balığını yakalaması anlatılır. 5 gün süren büyük mücadelenin sonucunda Santiago lışıç balığı ile yaptığı savaşı kazanır. Pi’nin yaşamında ise bir gemi kazasından kaplan ile birlikte kurtulan Pi’nin hayatta kalmak için verdiği savaş ve mücadele bir çok dinsel motife referans verilerek anlatılır. Film boyunca Pi hayatta kalmak için kaplanı beslemek ve kaplana yem olmamak için savaşır. Bu savaş daha çok insanın kendi  egosuyla yapmış olduğu savaşa benzetilir.

“Sona Doğru” ise tamamiyle farklı içinde hiç diyalog olmayan ( zorunlu bir kaç diyalog dışında) ve karakterin kendi kendine bile konuşmadığı bir film. Filmde karakterin geçmişi ile ilgili herhangi bir bilgi yok. Sadece hayatta kalma duygusu ve mücadelesi var. Film elimizde bize ait hiç bir şey olmadığında hatta geçmişe dair bir referansımız ve kim olduğumuza dair bir bilincimiz de yoksa her şeye rağmen yaşama gücümüzü ne sağlar teması üzerinde duruyor.

Filmin karakteri telsizi ve navigasyonu olmadan sadece okyanus dalgalarının sesini dinleyerek yönünü bulmaya çalışıyor. Fırtınadan korunması sağlayacak hiç bir ekipmanı yok ama sahip olduğu denizcilik bilgisi ve bu bilgiyi içselleştirmesi onu yaşatmaya yetiyor. Elindeki kaynakları da doğru kullanarak hayatta kalmayı sağlıyor.

İş hayatı da bu filmdeki okyanus gibi; bazen kendimizi iş hayatının engin okyanusunda elimizde olmadan bir kazaya uğramış olarak bulabiliyoruz. Bu kaza ya bir üst yönetim değişikliği ile meydana gelebiliyor ya da çalıştığımız kurum bizle yollarını ayırmak istediğini söylediğinde. İşte o zaman aynı Robert Redford’un dediği gibi önümüzde iki seçenek beliriyor. Ya pes ederek yoldan çekileceğiz ya da  yola devam kararını alacağız.

Pes etmek en kolayı. Nasıl olsa yapamadım ya da yapamıyorum diyerek durumu kabulleniyor ve kendi iç dünyamıza dönüyoruz. Burada asıl zorluk yola devam kararını alınca ortaya çıkıyor. Çünkü yeni yolumuzda ilerleyebilmemiz için eski referanslarımızı unutmak ve aynı filmdeki gibi hafızasını kaybetmiş ama kendi içselleştirdiği bilgilerle hayatta kalma mücadelesi veren Robert Redford gibi yeni durumlara yeni koşullara alışmak birinci koşul olarak karşımıza çıkıyor. Bu o kadar da kolay değil. Öncelikle kendimizi yaşadığımız durumdan soyutlayarak etrafımızdaki olup bitenin farkında olmak gerekiyor. Filmde yaşlı adam okyanusun ortasında sadece etrafındaki sesleri dinleyerek bir geminin ne zaman geçeceğini anlamaya çalışıyor ve o gemi geçtiğinde onu yakalamak için hazırlık yapıyordu. Okyanusun ortasında tek başına hiç bir şey yapmadan durmak yerine dalgaları sayarak rüzgarın yönünü hesaplayarak elinde kurtardığı haritada sahip olduğu tek sermaye olan denizcilik bilgisini kullanarak yönünü bulmaya çalışıyordu. Bizlerinde iş hayatı okyanusunda kaybolmadan ve okyanus bizi yutmadan aynı dalgaların sesini dinlemek gibi olası değişikliklerin neler olabileceği yönünde çaba sarfetmemiz lazım.

Bu film bana çok şey öğretti;

Öncelikle teknoloji ne kadar yakınımda ve her an ulaşılabilir durumda olursa olsun. Olmadığında ne yapacağım konusunda bir planımın olması gerektiğini düşündüm.

Bilginin değerini ve önemini öğrendim; sahip olduğum bilgilere yeni şeyler katma konusundaki motivasyonum arttı. Evet herşeyi google dan bulabiliyor ve öğreniyoruz ama asıl değerli olan google olmadığında hangi bilgiye sahip olduğumuz.

Hayatında her an pes edebilecek bir durumla karşılaşabileceğimi ama bu durumla karşılaştığımda pes etmemem ve yola devam etmem gerektiğini bir kere daha hatırladım.

Durumu kabullenmenin çözümü kolaylaştırdığını ve hatta bir çok seçenek yarattığını öğrendim.

Herkes iyi haftalar

Ayşegül

No Comments