Yeni Dünyada Yöneticilik

Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulamayacak kadar hafif, sonra kırılamayacak kadar güçlü olur.   

Benjamin Disraeli

Peter Drucker “Etkin Yöneticinin Seyir Defteri” isimli kitabında başarılı bir iş yaşamına ve özel hayat dengesine  sahip  bir kişi olmak için insanın beş becerisinin mükemmel çalışması gerektiğini söyler.  Bu beş beceriyi; zamanı yönetmek, katma değerli çalışmak ve bu çalışma sırasında harcanan çabanın boşa gitmemesini sağlamak, güçlü yanları üretken kılmak, çalışma eforunu ve çabaların geri dönüşümünü hesaplamak ve en çok fayda sağlanacak konuya yoğunlaşmak, etkin kararlar almak olarak tanımlamıştır.

İlk bakıldığında çok kolay olarak görülen bu beş becerinin yaşama geçirilmesi ve kazanılması için neredeyse tüm hayatımızı ters yüz etmemiz gerekebilir.  Finans teorisyeni Markowitz kendisine Nobel ekonomi ödülünü kazandıran teorisinde insanın rasyonel olduğunu tanımlamış ve rasyonel bir insanın en az risk ile maksimum kazancı elde etmek isteyen bir bakış açısıyla yatırım kararlarını aldığını ispatlamıştır.  Diğer bir değişle rasyonel bir insan aynı getirisi seviyesinde en az riski, aynı risk seviyesinde ise en yüksek getiriyi tercih eder. Markowitz bu teorisinde herkesin risk algılama derecesinin farklı olduğunu ve algılamış olduğu riske göre yatırım kararlarını verdiğini belirtir. Teoriye göre risk algımızı genelde bir kere belirliyor ve çok fazla değiştirmiyoruz. Diğer bir değişle algıladığımız risk bir alışkanlığımız haline geliyor.

Charles Duhigg “Alışkanlıkların Gücü” isimli kitabında bu durumu çok güzel özetliyor aslında. Duhhigg’e göre özel ve iş hayatında davranışlarımızın temelinde alışkanlıklarımız yatıyor.  Alışkanlıklarımızı kendi davranış tarzımız olarak benimsiyor ve aynı Markowitz’in rasyonel insanı gibi alışkanlıklarımıza sığınarak risk algımızı azalttığımızı ve elde edeceğimiz faydayı maksimize edeceğimizi düşünüyoruz. Bir noktaya kadar hayatımızı kolaylaştıran ve bazı şeyleri düşünmeden yapmamıza ve fazla efor sarfetmememize neden olan alışkanlıklarımız sayesinde Drucker’ın dediği beş beceriden en önemli olan karar alma ve katma değerli çalışma becerisinden kendimizi uzaklaştırıyoruz.

Risk almama bir alışkanlık haline geldiğinde karar alma becerimizi kaybediyoruz. Drucker’ın en son ve en önemli becerisi olan karar alma etkin bir yönetici olmanın temel taşıdır. Karar alabilmek için, problemi doğru tanımlamak ve etkin karar almak için özgün adımlar atmak gerekir. Özgün adım atmakta farklı düşünebilmek ve sorumluluk alabilmekle doğru orantılıdır.

Bir insanda  karar alma becerisinin yetkinliğe bakarken  ben hep ”yapamıyorum” ile “yapmıyorum” kelimelerini kullanıp kullanmadığına dikkat ederim. “Yapamıyorum “ bir kabullenişi ve bu kabullenişin bir alışkanlık haline gelişini anlatırken, “yapmıyorum” bende bir karar alma ve tercihte bulunma duygusunu yaratır.  Bence etkin bir yönetici olmanın temel kurallarından biri de çevrenizdeki insanların hangi  sözcükleri yoğun olarak kullandığına dikkat etmektir. Yapamıyorum kelimesini daha çok öğrenilmiş çaresizlik duygusunu yaratır. Bu kelimeyi çok kullananlar ya hiç denemeden sadece alışkanlarının esiri olanlar ya da deneyip başarısız olanlar ama başarısızlıklarının nereden kaynaklandığının analizini yapmayanlardır.

“Yapmıyorum” kelimesi ise daha faklı bir anlam taşır. Bu kelimeyi kullananlar genellikle olayı incelemiş ve kendince olumsuz bir karar vermiştir. “Yapmıyorum” diyen bir kişi risk algısını değiştirmiş ve var olan risk algısının kendisinde bir davranış haline gelmesine izin vermemiş bir kişidir. Daha önceden denemiş ve başarısız olmuş olabilir. Etkin bir yönetici  sinirlenmek ve otorite tartışmasına girmek yerine karşı tarafın aldığı karara objektif olarak bakabilmeyi başarabilirse daha etkin bir sonucun çıkmasına neden olacaktır. Çünkü etkin kararlar daha çok farklı fikirlerin kişiselleştirilmeden çarpışmasından çıkar. Kendi görüşünün doğru olduğunu düşünüyorsa bu durumda “yapmıyorum” diyen tarafı harcanan çabanın boşa gitmeyeceği yönünde ikna ettiği taktirde, katma değeri yüksek bir sonuç ortaya çıkacak ve sonuç Markowitz’in rasyonel insan teorisini doğrular biçimde gerçekleşecektir.

Etkin yöneticilik çeşitli yan haklara sahip olmak ve etrafa emir yağdırmak değildir. Başarılı bir yönetici çevresinde oluşan görünmez duvarları aşabilecek ya da yıkabilecek karar alma yetisine sahip olan, bu kararları alabilmek için alışkanlıklarının esiri olmayan, kendisinin, yöneticisinin ve çalışanlarının güçlü yanlarına odaklanan, aldığı kararları alışkanlıklarından uzaklaştırarak rasyonel hale getirebilen bir kişidir. Markowitz rasyonel insan kavramını bu temeller üzerine kurmuştur.Alışkanlıklarımız kader değildir.

Bu haftayı Duhigg’in kitabundan bir alıntı ile bitirmek istiyorum. “Akışkanlıklarımızı yaratan deneyimleri hatırlamıyor olabiliriz ama onlar beyinlerimize yerleşir yerleşmez davranışlarımızı etkilemeye başlar ve çoğu zaman biz bunun farkında olmayız”

Hepimizin “yapamıyorum” kelimesini “yapacağım” ya da “yapmıyorum” olarak değiştirebilmesi dileğiyle

Ayşegül Güngör
@AysegulGungor

No Comments