ālea iacta est (“ok yaydan çıktı”)
Julius Sezar
MÖ 1 Ocak 49’da Roma’daki konsüller Sezar’ı kendileri için tehlike oluşturduğunu düşünerek Cumhuriyet’in başından uzaklaştırmaya karar verdi. Kimsenin uzun bir süre yönetimi elinde bulundurmaması gerektiği şeklinde bir inanç yaygındı ve on yılı aşkın bir süredir yönetimde olan Sezar bazı düşmanlar edinmişti. İki yıllık bir uğraştan sonra Sezar’ın düşmanları bir araya gelerek belli bir tarihe kadar ordunun komutasını bırakmazsa, Cumhuriyet’e karşı suç işlemiş olacağını etrafa yaymaya başladılar. Bir süre sonra senatodan çıkan karar ile Sezar’a orduyu bırakması gerektiği söylendi.
10 Ocak’ta haber Sezar’a ulaştı. O sırada Galya’da Cisalpina’daydı ve bu habere verdiği cevap, o eyaletin sınırında bulunan Rubikon nehri yakınlarındaki Rimini bölgesine asker yollamak oldu. Ordusunun büyük kısmı hala Galya’daydı. Sezar yağmurdan yükselmiş olan Rubikon nehri yakınlarındaki adamlarına katıldı. Burada durdu ve durumunu gözden geçirdi. Vermek üzere olduğu karar sadece kendi kaderini değil, binlerce insanın, Cumhuriyet’in, hatta o dönemde bilinen tüm dünyanın kaderini değiştirecekti.
Sezar kalakalmıştı. Nehri geçmenin savaş ve bir çok insanın ölümü demek olduğunu biliyordu. Nehri geçmezse, büyük ihtimalle tutuklanacak ve vatana ihanetten yargılacaktı. Rivayete göre şöyle dedi. “Nehri geçmemek bana, geçmekte herkese felaket getirecek.” Rubikon kıyısında durdu, bir süre tereddüt etti.
Sonunda kıpırdandı ve “Bize biçilmiş rol ölmektir” diyerek, Rubikon nehrini geçti. Askerlerini bugün Rimini olarak bilinen şehre yönlendirdi. Böylece neredeyse beş yıl süren ve bir çok insanın öldüğü bir iç savaş başladı. Sonunda Roma dünyasının temelleri sarsıldı ve Sezar imparator oldu. Roma’nın altın çağı başladı. Önce İtalya’ya sonra İspanya’ya hakim oldu.
Kaynak : wikipedia
Rubikon nehri o dönem için sınırı temsil etmektedir. Cumhuriyet döneminde komutanlar askerlerini Rubikon nehri kıyısında bırakarak şehre gelirlerdi. Böylece senato tarafından görevden alındıklarında isyan etmeleri önlenirdi. Sezar dışında hiç bir komutan Rubikon’u geçmeyi düşünmemiştir bile.
İş hayatımız ve özel hayatımıza artık bir bütün olarak bakmamız günümüzde zorunlu hale geldi. Eskiden ikisini keskin çizgilerle ayırabiliyor ve iki ayrı dünya için yaşıyabiliyorduk. Günümüzde bunu yapmak mümkün değil. İkisi iç içe geçmiş durumda ve geçiş bir çoğumuzu rahatsız ediyor. Kendi hayatımızı yönetemediğimiz korkusuna kapılıyoruz. Bu korkuyla daha çok içe kapanıyor , sınırlarımızı korumaya çalışıyoruz. Çoğu zaman bu sınırları kendimizin yarattığının farkına bile varmıyoruz. Aksine bu sınırların içinde yaşamanın bizi mutlu ettiğini düşünüyoruz. Çünkü sınırı geçince bir daha geri dönemeyeceğimizi biliyor ve olacaklardan korkuyoruz. Herkesin hayatında bir “Rubikon”u var. Olmanız gerektiğini düşündüğünüz yer ile bulunduğunuz yeri ayıran Rubikon nehrinin kıyısında olduğunuzu, nehri geçmenin geri dönülmez bir sorumluluk anlamına geldiğini hayal edin. İşte burası sizin Rubikon’unuz. Nehrin kıyısında beklerken geçip geçmeme kararını vermek hiç kolay değil. Nehri geçtiğinizde bir daha asla geri dönemiyorsunuz. Sezar bu kararı vermekle ne yaptığının farkındaydı. Birden bire de vermedi. Geleceğe yönelik planları, hem kendisi hem de Roma için hayalleri vardı. Nehir onun için dönüm noktasıydı ve bunu nasıl kullanacağına karar vermek zorundaydı. Önemli olan verdiği kararın sorumluluğunu almaktı.
Biz de kendi kafamızda yarattığımız Rubikon’un kıyısında beklerken, sorumluluk almaktan kaçıyoruz aslında. Ancak kaybedecek bir şeyimiz olmadığında ya da zorlandığımızda Rubikon’u geçmek zorunda kalıyoruz. Çoğunlukla da bir başkasının bizi nehrin kıyısına geçirmesini bekliyoruz. Sezar’ın deyimiyle ok yaydan çıkınca harekete geçiyoruz ama çoğunlukla oku yaydan çıkaran biz olmuyor sadece bir ok olup, bir başkasının gitmemizi istediği yöne doğru savruluyoruz.
Olmak istediğimiz yere ulaşmak için önce bulunduğumuz yerin analizini iyi yapmamız gerekiyor. Eğer Sezar arkasındaki askere güvenmesiydi asla Rubikon nehrini geçemezdi. Çok sevilen bir komutan, iyi asker ve aynı zamanda iyi bir hatipti. Başarılı bir yazın kültürüne sahipti ve kendince adildi. İyi bir liderdi. O nehri geçince arkasındaki herkes de onunla birlikte nehri geçti ve Roma’ya gitti. Kendi hayatımızın lideri olduğumuzda geleceğimizi de biz belirliyoruz. Bir süre sonra yaşam tecrübesiyle birleşen özgüvenimiz duruşumuza, konuşmamıza yansıyor ve çevremizdekiler tarafında da fark edilmeye başlıyoruz. İşte o an kendi Rubikon’umuzu geçmiş oluyoruz aslında. Bunu farkedelim yeter.
Herkesin kendi Rubikon’unu keşfetmesi ve geçmesi dileğiyle…iyi haftalar…
Ayşegül Güngör







