Mutluluğu Ertelemek

“Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen”

Nietzche

Nietzche’nin bu sözü hiç aklımdan çıkarmadığım bir sözdür. Yaşadığımız çevre ve yetiştirilme biçimimiz tamamiyle mutluluğu ertelemek üzerine kurulu. Yaşadığımız andan mutlu olmak yerine gelecekte elde edeceğimiz şeyleri hayal ederek mutlu olmaya çalışıyoruz. Bir noktada mutluluğu devamlı erteliyoruz. Sevdiğimiz bir arkadaşımızla birlikteyken o an yaşadıklarımıza odaklanmıyor hemen bir sonraki yaşayacağımız duruma odaklanıyoruz.

Sanırım bunun en önemli nedeni bir şeyi elde edince o şeyin artık heyecan vermiyor oluşu. Küçük çocukları izlerken ileride nasıl bir yetişkin olacaklarını hayal etmek benim için zevkli bir oyun haline geldi. Bizim zamanımızda diye başlamak istemiyorum ama gerçekten bizim çocukluğumuzda bir şeyi elde etmek ve onu uzun süre elde tutmak çok önemliydi. Oyuncaklarımızın veya kırtasiye malzemelerimizin yitip gitmesine izin vermez mümkün olan maksimum sürede yerine uzun süre yenisinin gelmeyeceğini bilerek sahip olmaya çalışırdık. Bizim için elde etme süresinden çok elde tutma süresi önemliydi ve asıl mutluluk veren de bu süreydi. Yaşları 40’ın üzerinde olanların en az unutamadığı veya sakladığı bir oyuncağı vardır.

Günümüze baktığımızda ise artan tüketim ve algı sonucunda sadece önemli olanın elde etme süresi olduğunu görüyoruz. Yeni nesil için elde tutma süresinin bir önemi yok. Bu konuya sadece yeni nesil diye bakmamak lazım artık hiç birimiz için elde tutma süresinin bir önemi yok.

Alışveriş merkezlerinde küçük çocuklar ve ailelerini gözlemlerken aslında iş dünyasının da bir özetini görüyorum. Oyuncak mağazaları bu konu için oldukça iyi bir gözlem alanı. Çocuklar alışveriş merkezine girdikleri andan itibaren oyuncak mağazasına girme konusunda ailelerine baskı yapıyorlar. Bu baskı öyle bir baskı oluyorki ailenin karşı koymasını imkânsız hale getirebilecek kadar talepkar hale gelebiliyor. Mağazaya girip oyuncak alındığında henüz eve gitmeyi beklemeden kutuyu açıyor ve oyuncağa dokunuyorlar, işte o andan itibaren bütün büyü kayboluyor ve hemen yeni bir oyuncağı almak veya seriyi tamamlamak için çalışmalara başlıyorlar.

Bu küçük çocukların büyüdüğünü ve iş hayatına atıldıklarını hayal edelim. Oyuncak alımı yerini mülakatlara bırakıyor ve tek hedef işe girme arzusu oluyor. İşe girdikleri andan itibaren hedefleri gerçekleştiği için heyecanlarını kaybediyor ve yeni bir iş arayışına giriyorlar. Bu tutum davranış kalıbı haline geldiğinde ise sadece elde edene kadar mutluluk yaşıyor elde edince ilgilerini kaybediyorlar. Bu nedenle her şey hızlı, her şey kısa ve basit. Hiç bir konuda derinleşmiyorlar ve hatta derinleşme ihtiyacı görmüyorlar.

Ebeveynleri ise çocuklarının arzularını karşılamak için devamlı mutluluklarını erteme güdüsünü yaşamının kodu haline getiriyor.Sadece statü ve satınalma gücü mutlu olabilen insanlar haline geliyoruz. Çevremdeki arkadaşlarıma baktığımda hep aşağıdaki cümleleri duyuyorum.

“Bankada param olduğunda mutlu olacağım.
“Çocuğum sınavı kazandığında mutlu olacağım”
“İyi bir üniversiteye bir girsin benden mutlusu yok. “
“En az 10 kilo vermeliyim o zaman mutlu olacağım.”

Eminim sizin arkadaşlarınızda böyledir. Oysa isteklerin sonu yok. Bankada olan paramız asla bize yetmez daha fazlasını isteriz. Çocuğumuz tüm sınavları kazansın ve hep birinci olsun isteriz. On kilo verdiğimizde gene mutlu olmayız çünkü o zaman bu kiloda kalmanın ne kadar zor olduğunu anlarız.
Biz böyle bir davranış kalıbı içinde olup her zaman mutluluğu erteledikçe bizi ayna olarak gören çevremizdekiler ve en önemlisi çocuklarımızda mutluluğu erteliyorlar ve bu ertelemeyi bir yaşam mottosu olarak kabul ediyorlar. Mutlu olmayı erteledikçe çevremizde mutsuz insanlar yaratıyoruz.
Anı yaşamak ne olursa olsun mutlu olmak ve hayata boş vermek değil. Sadece elindekinin değerini bilmek ve gelecek için hedef koymak ve gerçekleştirme sürecinden keyif almak demek. Ben hayatta herşeyi kabullenin ve tevekkül içinde olun demiyorum. Değiştirebileceğiz şeyleri değiştirmenizi ve değiştiremediklerinizi serbest bırakmanızı söylüyorum. Kimbilir belki bunu gerçekleştirdiğimizde gerçek mutluluğu da yakalarız.

Ayşegül Güngör

No Comments